Kurban ve Kurban Bayramı

Kategori: Alevilik Tarih 22 April 2009

kurbanlik

Tevrat’a göre İbrahim’in Eşi Sara’dan bir çocuğu olmuyordu ve İbrahim Sara’dan bir çocuğu olması durumunda bunu Allah’a Kurban olarak adadı.


Tarihçe

“2: Tanrı, “İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.”, 8-9-10-11-12-13:

İbrahim, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak” dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler. Tanrı’nın kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak’ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı. Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.Ama RAB’bin meleği göklerden, “İbrahim, İbrahim!” diye seslendi. İbrahim, “İşte buradayım!” diye karşılık verdi. Melek, “Çocuğa dokunma” dedi, “Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.” İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu.” (Yaratılış: 22:2-8-9-10-11-12-13)

Kuranı Kerimde Kurban

Kur’an metinlerinde bahsi geçen çocuğun “yumuşak huylu bir erkek çocuk” olmasından bahsedilip ismini belirtilmemiştir (Sâffât Sûresi: 101). Fakat genelde İsmail olarak tefsir edilir ve Müslümanlar çocuğun İsmail olduğuna inanırlar.

Diğer İslami kaynaklara göre, İbrahim Peygamberin eşinin kısır olması nedeni ile bir çocuğu olmayınca (bazı rivayetlere göre 125 yıl) Allah’a yalvarır, dua eder. Kendisinin ve eşinin yaşlı olduğu bir zamanda mucizevi bir şekilde oğlu olur. [1]

Çocuk biraz büyüdüğünde, İbrahim peygamber rüyasında onu kurban etmesi gerektiğini görür. Oğluna “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emr olunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” der [2]

Peygamberlerin rüyaları normal insanların rüyalarından farklı olduğundan bu bir emir olarak kabul edilmiş ve İbrahim peygamber oğlunu kurban etmeye götürmüştür Ancak Allah’ın emriyle bıçak çocuğu kesmez. Bu esnada Cebrail kucağında bir koç ile gelir. Bu sınav [3] başarıldıktan sonra tüm İbrahim’i dinlerde Zilhicce ayının 10. günü aynı şekilde kurban kesilerek kutlanan bayram olmuştur. İslam peygamberi Hazreti Muhammed, Hac gibi terk edilen İbrahim’i geleneği, tekrar hayata geçirmiştir.

Türkiye’de ki uygulamalar

Güneş doğuşundan 45 dakika sonra bayram namazı kılınır ve kurban genelde ilk gün kesilir.Kesilen bu etin 1/3 ü akrabaya 1/3 ü fakirlere kalanı da kendine alır. Bölgelerde farklılıklar olmasına rağmen kurbanı kesenler, kesilen kurbandan etler ile yemekler yapılarak kahvaltı ederler. Tanıdık ve akrabalar ziyaret edilir, çocuklara harçlık ve hediyeler verilir. Küçük çocuklar büyüklerinin elinden öperler, herkes birbirini ziyaret eder küslükler son bulur. Kurban Bayramlarında mezarlar ziyaret edilir. Yaşlılar, hastalar, kimsesizler aranır, sorulur, ziyaret edilir.

Kurban Bayramı’nda misafirlere sunulmak için hazırlanmış bir tabak: yaprak sarması, kavurma ve börek. Bu yiyecekler Kurban Bayramı sırasında Türkiye’de sıklıkla sunulan ve hazırlanan yiyeceklerdir özellikle kavurma, kurban etiyle yapılan ve Türk kültüründe Kurban Bayramı ile özdeşleşmiş bir yiyecektir.

Diğer dinlerde Kurban

İslam’daki gibi belirli bir bayram zamanı ile ilişkilendirilen büyük bir kurban eylemi bugün varlığını sürdüren İbrahim’i Dinlerde nadir görülse de diğer İbrahim’i dinlerde de kurban kavramı mevcuttur. Arapça kurban sözcüğü ile ilişkili olan İbranice korban sözcüğü de sözlükte “yakınlaşmak” anlamına gelmektedir.Dinî bağlamda, şeklî uygulama açısından İslam’dakine benzer bir tür kurban etmeyi öngörür. Bugün Musevilerin büyük bir kısmı hayvan kurban etmeyi kesmişlerdir bunun en büyük sebebi tarihte anlamını bulan meşhur Hazreti Süleyman Tapınağının olmayışıdır.[4] Bununla birlikte hayvan kurban etmenin özellikle Tapınak mevcutken düzenli bir şekilde yapılan bir ibadet olduğu bilinmektedir[5].

Bu hayvan kurbanı büyük oranda günahlardan arınmak için yapılırdı ve İslam’daki Kurban Bayramına benzer bir uygulama bu bağlamında yaşanmazdı.

İslam İnancında Kurban

Kurban Bayramı (Arapça: ‘Īd al-’Adhā, Farsça: Eid-e Gorbān), Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayram. Zilhicce ayın onuncu, on birinci ve on ikinci günlerine ‘ Eyyâm-ı nahr ‘ (kesme günleri) ve bir önceki gün olan Zilhicce ayın dokuzuncu gününe Arife denir. Kurban Bayramı, aynı zamanda İslam âleminin her yıl Mekke’de hac farizasını ifa ettikleri vakittir.

Kurban Bayramı, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan birçok ülkede dinî bayram olmasının yanı sıra resmî tatil ilan edilir. Ramazan Bayramı ile beraber İslam dinindeki en önemli iki bayramdan biridir. Bayramda Bayram Namazı kılınır.

Kurban’ın ıstılahı anlamı

Istılahta, yani bir İslam dini terimi olarak Kurban, Allah’a yaklaşmak ve Allah rızasına ermek niyetiyle kesilen, kurban edilen, hayvan demektir. Kur’an’da geçen İbrahim peygamber ve oğlu İsmail ile ilgili kıssadan yola çıkarak, kurban kavramı, çok daha genel bir adanmışlığı, Allah için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını, Allah’a teslimiyeti ve ona karşı şükür içinde olmayı ifade etmektedir. Kur’an ‘da Hac Suresinde geçen şu ayet, kurbanın İslam inancındaki yerini özetler:

“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hacc 22/3637)

Diğer Dillerde Kurban

Kurban Bayramı farklı dillerde ve farklı kültürlerde, kültürel etkilerle de, farklı isimlerle anılmaktadır. Arapça İyd-el Adha şeklinde okunan tüm dünyada yaygın olan bir isimdir. Türkçede Kurban Bayramı olarak anılırken, Hindistan ve Pakistan’da bayrama genellikle Bakra Eid denir ki bunun anlamı “Keçi Bayramı”dır bu ülkelerde sıklıkla kurban edilen hayvan keçidir. Bakra Eid Güney Afrika’da da kullanılan bir isimdir. Bangladeş’te kullanılan yaygın isimlerse Id-ul-Azha ve Korbani Id’dir. Türkçe ismine benzer bir şekilde Bosna-Hersek, Bulgaristan da Koç bayram, Arnavutluk’ta Kurban Bajram şeklinde anılır. Nijerya’da Babbar Sallah, Somali’de ve Kenya ile Etiyopya’nın Somalice konuşan bölgelerinde ise Ciidwayneey olarak anılır.

Kurban Bayramı Tarihleri

İslam dininde kullanılan ve bayram günlerini tespit etmekte temel alınan takvim ay takvimi olduğu için Gregoryen takvimi yıllarında farklı günlere denk gelir. Aynı sebeple aynı Gregoryen yıl içerisinde iki Kurban Bayramı da yaşanabilir.

ALEVİ VE BAKTAŞİLİKTE KURBAN GELENEKLERİMİZ

“Her ümmete bir kurban kesecek yer yaptık ki Ulu Çalab’ın (Yüce Allah’ın) azık diye size verdiği dört ayaklı davarlar orada tığlansınlar (kesmek), sizin tapacağınız tek Tanrı’dır. Hepiniz ona teslim olun, ona boyun veriniz,muştala öz yürekli alçak gönüllüleri.“ (Hacc Suresi ayet. 34.) Bedri Noyan (DEDEBABA) Türkçe Manzum Kuran.

Türklerin İslamiyetten evvelde Kurban gelenekleri vardır. Bu gün yapılanların tamamı bu kurbanlardır. Sadece adları ve bazı uygulamaları değişmiştir. Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonra, kurban âdetlerinde de değişmeler olmuştur. Buna rağmen eski itikatların izleri tamamen silinmemiştir. Hele, Kızılbaş Türkmenlerde ve kısmen Bektaşilerde bu hatıralar daha canlı kalmıştır. İslam da ise kurban tığlamak işin dış yüzüdür. Aslında o insanın gerçek bildiği yolda bütün yarar ve isteklerini malını canını fedaya hazır olduğunu anlatır.

Alevi ve Bektaşilerde nasip almak yola girmek kurban tığlamakla başlar ve burada asıl kurban yola giren kişidir. Bu nedenle filan gün kurban olduk denir. Esas bir amaç inançla bağlanıp teslim olmak ve her şeyi bu yolda kılmaktır. Ayetin devamında da Tek Tanrıya bağlanmak (Vahdaniyyet) konusu vardır ki amaç budur.Tek Tanrıya bağlanmak sonunda Hak ile Hakk olmak Mir’aca erip Hak Cemaline kavuşmaktır.

Yine Bektaşilikte ikrar verme töreninde Hakk’ın ardası sayılan Mürşit katında varışa Miraç görmek denilişi bu nedenlerdir. Bedri Noyan (DEDEBABA) Manzum Kur’an da ki açıklamalarından alınmıştır. Kurbanın geleneklerimiz içinde yeri ve önemi büyüktür. Kurbanlar ulu orta bir yerde kesilmez. Kesilecek kurbanın kanı kesimden evvel açılan bir çukura akıtılır. Sonra güzelce kapatılır. Kurban kesilecek yer gezinti yerlerinden uzak bir köşede kesilir. Alevilerde Kurban edilecek koç gelin gibi süslenir, incitilmez. Uzun ve özenli bir olarak bakılır, beslenir.

Bektaşilerde kesimden evvel geleneğe göre kurbanlar tekbirlenir. Tekbirleme işlemi yapılacağı zaman hane sahibi bir kaç sofra olacak şekilde yakınlarını çağırır.

Bazen kurbanın durumuna göre tüm köy erkeklerinin gelmesi ile de olabiliyor. Tekbirlemeye erkekler katılmaktadır. Mürşit veya bir Derviş tarafından çerağ (mum yakmak) uyandırılır. Ananemize göre kesilecek kurban tekbirlemeden evvel tuz yalatılıp su tutulur. Ancak bundan sonra tekbirleme yapılır. Tekbirleme işlemini Mürşit veya Dervişin görevlendireceği her hangi bir kişi yapabilir. Tekbirleme işlemine önce sağ ayağından başlanır.Önce eller ıslatılıp hayvanın yüzü ve kulak boynuz yanları ellinin tersi ile mesh edilir. Getirilen kaptaki su ile el ıslatılarak topuktan aşağıya sıvazlanarak yapılır.aynı şekilde sol ayak ta yapılır. Diğer ayaklara da aynı şekilde uygulanır. Hiç bir zaman abdest aldırmada el aşağıdan yukarıya değil yukardan aşağıya yapılır.

Ayaklardan sırtına doru uygulanır. Sırtı da üç kez sıvazlanır. Abdest aldırmada her uygulama üç defa yapılır. Son defa kuyruğunun altına bir avuç su serpilir son olarak su tutulur. Mürşit dua yapar tekbirler getirilir. Tekbirlenen hayvan bekletilmez hemen kesilir.

Kurban tekbir getirilirken sağ ayağı kurbanı getirenlerin biri tarafından kaldırılır. Bu kurbanı kesecek kişi olabildiği gibi kurban sahibi de olabiliyor. Kurban kesiminden evvel mutlaka bir horoz kesimi yapılmaktadır. Aynı uygulamanın sünnet yapılırken de yapılması düşündürücüdür. Kurban getirilirken ve götürülürken özen gösterilir, incitilmez. Kurbanları kesenler genellikle tarikat kökenlilerde kurbancı Dervişleri ve Kurbancı Dedeleridir. Yanlarında yardımcıları vardır. Kurbancılar genellikle kurbanları bağlamadan keserler. Mutlaka sağ arka ayağını kesim esnasında serbest bırakırlar. Kurban kesilirken kıbleye döndürülür. Son defa su tutulur. Tekbir uygulaması Amucaların, Bedreddinilerin ve Gülşenilerin uygulamalarında benzerlik göstermektedir.

Tekbir öncesi Baba veya Derviş:

Bismi Şah Allah, Allah!!

KURBANI HALİL, DELİLİ CEBRAİL, FEDA İSMAİL, TEKBİRE TEKBİR,

ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER, LAHİ LAHE İLLALLAH ALLAHÜ

EKBER, ALLAHÜ EKBER VE LİLLAHİ İLHAMD

(4 defa okunur)

Kurban üzerine yazılmış Şah Hatai’nin bir nefesi.

Akıl ermez Yaradanın sırrına

Muhammed Aliye indi bu kurban

Kurban olayım kudretin nuruna

Hasan Hüseyin’e indi bu kurban

Ol zaman Zeynel’in destinde idim

Muhammed Bakır’ın dostunda idim

Cafer-i Sadık’ın postunda idim

Musa Kazım Rıza’ya indi bu kurban

Muhammed Taki’nin nurunda idim

Aliyyul Naki’nin sırrında idim

Hasanül askerin darında idim

Muhammed Mehdi ye indi bu kurban

Aslı Şahı Merdan güruhu naci

Hakikata bağlı bu yolun ucu

Senede bir kurban talibin borcu

Muhammed Mustafa’ya indi bu kurban

Tarikattan Hakikata geçenler

Cenneti alaya hülle serenler

Muhammed Ali’nin yüzün görenler

Erenler aşkına indi bu kurban

ŞAH HATAYI’m der bilir mi her can?

Kurbanın üstüne yürüdü erkan

Tırnağı tesbihtir kanı da mercan

On iki İmama indi bu kurban.

Kaynakça

1.1.1.Murat Şahin (Baba Mansur Ocağı)

1. Hud Suresi 71. Ayet: “İbrahim’in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak’ı müjdeledik İshak’ın arkasından da Yakûb’u.”

2. Saffat Suresi 102 / 3. Saffat Suresi 103-106: “Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.” / 4. FAQ About Animal Sacrifices and the Messianic Period (URL erişim tarihi 12 Aralık 2007): “Without the Temple, these requirements are not applicable today. And, as indicated, Rav Kook felt, based on the prophecy of Isaiah, that there will only be sacrifices involving vegetarian foods during the Messianic Period” / 5. “Korban” The Concise Oxford Dictionary of World Religions. Ed. John Bowker. Oxford University Press, 2000. Oxford Reference Online. Oxford University Press. URL erişim tarihi: 12 Aralık 2007. / 6. Kurban Geleneklerimiz. Refik Engin

ALEVİLİK’TE KURBAN TÖRENİ

KURBANIN YERİ ve TANIMI

Tanrı-İnsan-Doğa sevgisine ve birliğine dayanan Alevilik’te asıl kurban, nefsini tığlamaktır; „canım kurban, tenim tercüman” diyerek Mansur dârında ikrar verip ikrarında durmaktır; İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el Hakk’a meydana gelmektir. Alevilik’te Tanrı’ya yaklaşmanın en güzel yolu, sevgiden, güzellikten, doğruluktan, iyilikten, yani kâmil (olgun, yetkin) insan olmaktan geçer.

İbranice “korbân” sözcüğünden, Aramice yoluyla Arapçaya geçen “kurban”, sözcük anlamıyla “yakın olma, yakınlaşma ” demektir. Genel anlamıyla, Tanrı’ya mânen yaklaşmak, yakınlık göstermek için sunulan ve vasıta kılınan şey; kurban, adak.

Kurban olayı, tek Tanrılı dinlerden önceki çok Tanrılı dinler döneminde de vardı. Bu olay, ta Paleolotik (Taş devri) dönemine dek dayanır. İnsanlar, kendilerini kötülüklerden, kötü ruhlardan, doğal affetlerden korumak için korktukları ve korktukları için de tanrısallaştırdıkları doğa güçlerine, Tanrılara ve Tanrıçalara kurbanlar, adaklar sunarlardı. Korunma, zarara uğramama, sağlığına kavuşma, dilek ve isteklerinin yerine getirilmesi, evine bereket ve bolluğun girmesi gibi çeşitli vesilelerle sunulan kurbanlar, kanlı ve kansız kurbanlar olarak ikiye ayrılırdı.

Kanlı kurbanlar, insan, hayvan (sığır, koyun, keçi, deve, at, tavuk, horoz…) ve balık etinden; Kansız kurbanlar ise genellikle tahıl ürünlerinden, ayrıca üzüm, ceviz, zeytin, süt, yağ, şarap gibi ürünlerden yapılırdı.

Günümüzde de bu tür kansız kurbanlar halen yapılmaktadır. Örneğin Anadolu’da, özellikle Alevi toplumunda, maddi durumu yerinde olmayan ailelerde kanlı kurbanlar yerine genellikle helva, Âşûre, kuru yemiş ve kömbe gibi çeşitli yiyecek maddeleri adak olarak sunulur; ziyaretlere gidilir, ölülerin ruhuna lokma çıkartılır vs.

Tarihi kaynaklara göre, Tek Tanrı incının temel ilkelerini koyan; Allah’ı birleyen, kendini Allah’a veren ve Allah’a eş koşmayan İbrahim Peygamber’in (Halilullah’ın, İ.Ö. 1263), gördüğü rüya üzerine, Tanrı’nın emriyle Kur’ân’a göre oğlu İsmail’i, İncil ve Tevrat’a göre İshak’ı kurban ederken, Tanrı tarafından, bunun sadece bir sınama olduğunu ve bu vesileyle kendisine kurban edilmek üzere bir koç gönderilmesiyle birlikte, bundan böyle insanlar kurban edilmekten kurtuldu. Hıristiyanlıkta ise, İsa Peygamberin, insanları günahlardan arındırmak ve Tanrısal birliği güçlendirmek için kendisini kurban etmesiyle birlikte, kanlı kurban olayı ortadan kalktı. Bu nedenle Hıristiyanlık’ta kurban “kudas” yani âyin esnasında şaraba bastırılmış ekmek anlamına gelmektedir. Şarap, Hz. İsa’nın kanını, ekmek ise bedenini simgeler. Böylece diğer dinlerde insanlar kurban veya dini merasimler yoluyla Tanrı’ya yaklaşırken, Hıristiyanlık’ta Hz. İsa vasıtasıyla yaklaşır.

Yahudilik’te kurban, bir Tanrı buyruğudur, İslâmiyet’te ise Peygamber Hz. Muhammed tarafından da yapıldığı için, yapılması gereken bir vecibedir (gerekliliktir). Hanefi Mezhebine göre vacib, Şafii ve Maliki mezheblerine göre ise sünnettir.

Kameri takvimine göre Zilhicce ayının 10′dan 13′üne kadar devam eden Kurban Bayramı’na Arapçada “İd-i adhâ”, “id al-azhâ” veya büyük bayram anlamında “id al-Kebir” denir. Ramazan (şeker) bayramına, “id al-fitr”, ulusal bayramlara “id al-milli” denir. Arapça “zabh, zabih, zabiha” veya “nahr” sözcükleri ise boğazlama, kesme anlamında kullanılır.

Günümüzde yiyeceklerin aşırı derecede israf edildiği ve hatta çöplere atıldığı gelişmiş ülkelerde, Alevilerin bir kısmı, inançları ve yaşam felsefeleri gereğince kanlı kurbanlar (hayvan kesmek, kan akıtmak) yerine, daha çok kansız kurbanları (helva, börek, çörek, Âşûre aşı, kömbe vs.) tercih etmektedirler. Ayrıca bazı kimseler kurban kesme yerine, bu parayı fakir, hasta ve kimsesiz insanlara göndermektedirler; bazıları okul ve cemevi (kültür evi) gibi toplumsal hizmet alanlarına destek vermektedir; kimileri de kurban parasıyla, doğanın korunmasına ve yeşillenmesine katkıda bulunmak için, köyünde veya mahallesinde ağaç diktirmektedir. Tanrı-İnsan-Doğa sevgisine dayanan Alevi öğretisine ve hümanist yaşam felsefesine uyan en güzel uygulama da bu olsa gerektir.

Sonra günümüzde, özellikle gelişmiş sanayi ülkelerinde et yemiyenlerin (vejetaryenlerin) sayısı gittikçe çoğalmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalara göre insan, et yemeden de sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşayabilir ve vücut için gerekli olan temel protein birimlerini ve vitaminleri bitkilerden (sebze ve meyvelerden) de sağlayabilir. Vejetaryenlik düşüncesi Antik Yunan felsefesine kadar dayanır.Sokrates, Platon, Pythagoras, Orpheus gibi düşünürler, ta o dönemlerde kanlı kurban olayına karşı çıkarlar. Sokrates’e göre, kurban, adak olayı, Tanrı inancıyla bağdaşmayan şekilci bir davranıştır. İnançta asıl amaç, öze inmektir, içe yönelmektir; gösterişten uzak durmaktır. Platon’a göre, kurban ve adak olayı, ticari bir anlayışın ifadesidir (ben sana veririm, sen de bana ver gibi).

Vejetaryenlikten amaç: Ÿ İnsanlar gibi, her türlü canlı varlığa ve hayvanlara karşı duyulan saygı. Ünlü düşünür Voltaire, bunu şöyle açıklamaktadır: Hayvanlar konuşabilseydi, onları kesip yemeye cesaret eder miydik! Ÿ Sağlık nedenleriyle (et yemiyenlerin, et yiyenlere oranla daha sağlıklı olduklarına dair yapılan tespitler); Ÿ Hayvanlara verilen antibiyotikler ve hormonlar sonucu etlerin hastalıklı olması; Ÿ Etli yiyeceklerin pahalı olması (insanın dar bir bütçeyle bile vejeteryan olarak sağlıklı beslenebilmesi) gibi daha birçok nedenler…[1]

Aşağıdaki deyişte de ifade edildiği gibi Alevilik-Bektaşilik’te asıl kurban nefsini tığlamaktır; nefis düşmanını yok etmektir:

Evvel eşiğine koydum başımı

Aldılar içeri döktüm yaşımı

Erenler yolunda gör savaşımı

Üryân püryân olup meydana geldim

Ol demde uyandı bâtın çerağı

Rehberim boynuma bend etti bağı

Dört adım ileri attım ayağı

Koç kurban dediler inana geldim

Dört kapıda selam verdim aldılar

Pirim huzuruna yedip geldiler

El ele el Hakk’a olsun dediler

Henüz masum olup meydana geldim

Pirim kulağıma eyledi telkin

Şah-ı Velâyet’e olmuşum yakin

Mezhebim Cafer-üs Sadık- ül metin

Allah dost eyvallah pirane geldim

Yüzüm yerde özüm darda durmuşum

Muhammed Ali’ye ikrar vermişim

Sekâhüm şerbetin anda görmüşüm

İçip kana kana mestâne geldim

Yolumuz Oniki İmama çıkar

Mürşidim Muhammed Ahmed-i Muhtar

Rehberim Ali’dir sâhib-i Zülfikâr

Kulundur Şâhi’ya divâne geldim.

(Düvazdeh-i İmam)

Her sabah, her seher ötüşür kuşlar

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Bülbüller gül için figâna başlar

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Kısmetimiz kalbimizde buluna

Veysel-Karan(i) gitti Yemen iline

Arıyız uçarız kudret balına

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Biz çekelim imamların yasını

İşit gerçek erenlerin sesini

İmam Hasan içti ağu tasını

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Ârif olan eleklerden elendi

Talib olan Hak yoluna dolandı

Şah Hüseyin al kanlara bulandı

Allah bir Muhammed Ali diyerek

İmam Zeynel paralandı bölündü

Muhammed Bâkır’a secde kılındı

Câfer-i Sâdık’a erkân çalındı

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Gönül kuşun kalb evinde yuvası

Serimize çöktü Şah’ın hevası

İmam Kâzım Musa, Rıza duası

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Şah Taki ve Naki nur olub gitti

Hasan-ül Askeri pir olub gitti

Mehdi mağarada sır olub gitti

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Kamber, Selman, Fatma durdu duaya

Şahriban ağladı, bindi deveye

İsa kahreyledi çıktı havaya

Allah bir Muhammed Ali diyerek

Dört kitap yazıldı dört dine düştü

Kur’ân Muhammed’in virdine düştü

Kul Himmet Pir’inin derdine düştü

Allah bir Muhammed Ali diyerek.

MUHAMMED ALİ’YE İNDİ BU KURBAN

Akıl ermez yaradanın sırrına

Muhammed Ali’ye indi bu kurban

Kurban olam kudretinin nuruna

Hasan, Hüseyin’e indi bu kurban

Ol İmam Zeynel’in destinde idim

Muhammed Bâkır’ın dostunda idim

Cafer-i Sadık’ın postunda idim

Musa’ Kâzım, Rıza’ya indi bu kurban

Muhammed Taki’nin nurunda idim

Ali-yün Naki’nin sırrında idim

Hasan-ül Askeri’nin dârında idim

Muhammed Mehdi’ye indi bu kurban

Aslı Şah-ı Merdan güruhu Naci

Hakikata bağlı bu yolun ucu

Senede bir kurban talibin borcu

Muhammed Mustafa’ya indi bu kurban

Tarikatten hakikate ereler

Cennet-i âlâya hülle sereler

Muhammed Ali’nin yüzün göreler

Erenler aşkına indi bu kurban

Şah Hatayi’m eder bilir mi her can

Kurbanın üstüne yürüdü erkân

Tırnağı tesbihtir, kanı da mercan

Oniki İmam’a indi bu kurban.

KURBAN GÜLBENGİ

Bism-i Şah Allah Allah!..

Kurbanımız kabul, muradımız hâsıl ola!

Evimiz, ocağımız şen, kısmetimiz gür ola!..

Lokmalarımız Hak dergâhına yazıla!

Her kazaya kalkan, her belâya bekçi ola!..

Üçlerin, Beşlerin, Kırkların,

Oniki İmamların, Ondört Masum-u Pâkların,

Onyedi Kemerbestlerin şefaatından mahrum eylemeye!..

Şah-ı Merdan yardımcımız, Hz. Pir gözcünüz ola!

Gerçeğe hû, mümine ya Ali!..

Kaynak: Ali Duran Gülçiçek


Ol demde uyandı bâtın çırağı

Üç adım ileri attım ayağı

Rehberim boynuma bend etti bağı

Koç kurban dediler imana geldim

(Şahî)

Mehmet Yardımcı, 30 11 2009

Âşıkların Dilinde ve Telinde Pîr - Mürşid - Rehber Kavramları

Eski Türk gelenek ve göreneklerinin, Anadolu’da yaşayan kültürlerinin ve İslâmiyet’in çağdaş bir sentezi konumunda bulunan; dürüstlük ve nefse güven esasına dayanan Alevîlik ve Bektaşîlik özgün semboller sistemi ile güçlendirilmiştir.

İslâmi kurallar çerçevesinde evreni yaratan ve kendinden korkulması gereken, sığınılan tek güç olan Allah; Allah’ın buyruklarını insanlara ileten, Allah ile doğrudan iletişim kuran, Allah tarafından seçilmiş kişi olan Peygamber ve Peygamber’in kendinden sonraki vekili olup Müslümanların başkanı konumunda olan halife; konumları itibariyle apayrı kavramlarken; Anadolu Aleviliği’nde Allah-Muhammed-Ali üçlemesi özleştirilip sanki bir potada yoğrulmuştur.

Alevîliğin inanç sistemindeki Allah-Muhammed-Ali unsurunda Allah her şeye kadir olan ilah; Muhammed onun resulü ve vahiy yolu ile gelen Kuran’ın tebliğcisi, İslâmın denetçisi; Ali de bu yolun uygulayıcı ve koruyucusudur. Bu konuda Piri Er:

“Birçok Alevî Allah-Muhammed-ya Ali diye çağırdığında Allah’la yaratanı, Muhammed’le Peygamberi, ya Ali derken de On İki İmam’ların başı ve birinci halife olması gereken kişiyi ifade ettiklerini söylerken, konunun derinliklerine inildiğinde ifade amacının farklılaştığı Allah’ın Muhammed ve Ali’yi kendi nurundan yarattığı, dolayısıyla üçünün bir nur olduğu düşüncesinin ağırlık kazandığı görülür.”[1]

demektedir. Alevilikte Allah-Muhammed Ali üçlemesi kutsal bir görünüm almıştır. Allah, Muhammed, Ali’ye saygı ana ilkedir.

Alevîlik, “Eline, diline, beline; aşına, işine, eşine sahip ol” söylemi ile ilkeli davranışını sürdürmüş; el-dil-bel üçlemesi ile sağlam toplum yapısını korumuş, Alevî toplumunda iki aile arasında oluşturulan sosyal bir kurum niteliğinde olan Musahiplik kavramı ile birbirini koruyup kollama, birlik ve beraberlik içinde yaşama gibi önemli bir işlevi yerine getirmiştir.

Eline, diline, beline sahip olmak Alevi-Bektaşîlerin en önemli ilkesidir. Yaygın olarak; hırsızlık yapma, yalan söyleme, kimsenin namusuna göz dikme kısa yorumu ile bilinen bu üç ilke aslında daha farklı bir bir yorumu da içermektedir.

El sözü Anadolu ağzında memleket, vatan, il anlamlarına gelmektedir. Eline sahip ol derken; ülkene, vatanına, üzerinde yaşadığın topraklara yani iline sahip ol; diline sahip ol derken konuştuğun güzel Türkçe’ye iyi sahip ol, onları yabancı dillerin egemenliğinden koru, dilinin kirlenmesini önle denmektedir. Beline sahip ol derken de senin iyi bir geçmişin, övüneceğin temiz bir soyun var. Çoğalıp bu soyunu iyi sürdür denmektedir. Bu inançtır ki, Kurtuluş Savaşı’na Anadolu’daki tüm Alevîler büyük bir özveri ile katılmış, ülkeleri, dilleri ve soyları için can siperhane savaşmışlardır.

Allah-Muhammed-Ali üçlemesi Alevîlikte eline-diline-beline sahip ol üçlemesi ile özleşmiş gibidir. Eline-diline-beline sadık olmayan Alevî-Bektâşi kişi kendini Allah-Muhammed-Ali’ye sanki saygısızlık etmiş gibi hisseder.

Âşıkların dilinde

Karanlık bilmeyiz nurumuz vardır

Hak Muhammed Ali ulumuz vardır

Cemalini gördük pîrimiz vardır

Her an müşahede edenlerdeniz

(Harabî)[2]

Ilgıt ılgıt yeller gelir pîrimden

Peşi sıra rahmet gönden yârabbi

Kulların yalvarır ah-ı zârından

Kullarına rahmet gönder yârabbi

(Semâî)[3]

Söylerim sözümü söyleten Pîrdir

Cümlenin rızkını veren bir nurdur

Dağı dağa çalsan nasibin birdir

Kısmetimden artık lokma yiyemem

(Noksanî)[4]

biçiminde dile getirilen “pîr” kavramı ansiklopedilerde Tarikatın kurucusu, yayıcısı, önderi olan ve tarikatta en yüksek aşamada bulunan kimse olarak yorumlanıp bu anlamda pîr olarak Hacı Bektaş Veli gösterilmektedir.

Pîr, Tanrı bilgisine ulaşmış, Tanrı sevgisini kazanmış kişidir; yol göstericidir. Mürşidtir. Müridlerinin/taliplerinin doğru yolu bulmalarına ve o yolda ilerlemelerine yardımcı olur. Bu nedenle Hz. Muhammed’in vekili sayılır. Alevî-Bektaşîlerde Pîr Hacı Bektaş Veli’dir. Pîr ocağı Hacı Bektaş’taki dergâhtır. Pir-i evvel, tarikatin kurucusu yani Hacı Bektaş Veli; Pir-i Sâni, tarikatin yayılmasını sağlayan kimse, ikinci pîr, ikinci ulu. Bu anlamda Balım Sultan’dır.

Her tarikatin bir pîri bulunmaktadır. Tarikatin kurucusuna Pîr-i tarikat denir. Tarikatin ikinci kurucusu, bir nevi düzenleyicisine ise Pîr-i Sânî adı verilir. Her tarikatta ikinci pîr bulunmaz. Mevlâna Celaleddin, Mevlevîliğin; Hacı Bektaş Veli Bektaşîliğin pîridir. Pîrin yattığı, türbesinin bulunduğu dergâha pîr evi, pîr makamı denir.

Bazı mesleklerin pîrleri olduğuna inanılır. Bir sanatı ilk defa ortaya atan ve dolayısıyla o sanat ve mesleği yapan kişilerin önderi olan Peygamber, ya da bilinen bir ermiş kişi o mesleğin pîri sayılır. Örneğin, çiftçilerin pîri Hz. Adem, Denizcilerin pîri Hz. Nuh, Terzilerin pîri Hz. İdris Nebi’dir. Bir işe başlarken “Ya Allah ya Pîr” denir. Pîrin adı söylenirken “Ya Hz. Pîr” diye anılır. Pîr aşkına ve pîr hakkı için gibi söyleyişler tarikat çevrelerinde bir tür yemin olarak kullanılır.

Menakıb-ı evliya, Menakıbnâme, Fütüvvetnâme gibi çeşitli adlarla anılan Buyruk’ta yani İmam Cafer Buyruğu’nda: Şeriat-Tarikat-Marifet gibi Muhammed Ali’den kalmıştır. Bu nedenle Peygamber soyu dışında bir kişinin pîrlık yapması doğru değildir. Soyunun Muhammed Ali soyundan başkasının pîr tanınması kesinlikle söz konusu değildir ifadesi yer almaktadır.

Buyruk[5]‘ta:

“Pîr olan kimselere gerektir ki kâmil olalar. Dört kapı nedir, bileler. Evvel şeriatı, ikinci tarikatı, üçüncü maarifeti, dördüncü hakikati bilmek gerektir ki bunlar nereden geldi ve neden hasıl oldu ve aslı nedir, bunların edebi nedir… bunları bile”

denmektedir.

Pîrin yalnız bu soydan olması yeterli değildir. Pîrin ilmi ile etkili olması gerekir. Pîr dört kapı, kırk makam, on iki erkân, üç farz, yedi sünneti bilmelidir. Pîr, tarikata göre davranıp, hakikate göre yol sürmelidir. Muhammed-Ali’nin soyundan bir kimsenin pirliği de ancak bu koşullar yerine getirildiği zaman uygundur. Yoksa Muhammed-Ali soyundan olmak bir kişiyi ayrıcalıklı kılmaz. Pîrin ilmi ve erkânı ile soyuna yaraşır olması gerekir.

Aleviler, topluluğun ileri gelen kişileri olan ve Seyyid denilen kişiler arasından eline, diline, beline sahip olan, ilim-irfan sahibi, gözü gönlü tok olanlardan rehber ve mürşid seçerler. Rehbere ve mürşide Türkiye’de “dede” denir. Bu kavram pîr için kullanılmamalıdır. Bilindiği gibi Alevî köylerinde cemaat lideri konumundaki kişiler dedelerdir. Dedeler sosyal hiyerarşinin en üst noktasında bulunmaktadırlar. Dedelerin sahip oldukları yaptırım güçleri oldukça yüksektir. Alevî dedeleri çeşitli ocaklara bağlıdır. Bundan dolayı kendilerine “Ocakzâde” de denmektedir. Dedeler çeşitli zamanlarda kendilerine bağlı taliplerini ziyaret ederek Cem törenleri düzenleyip topluluğu bilgilendirip varsa anlaşmazlıkları giderirler. Bu konumları ile Ocakzâde olmak rehber olmak için yeterlidir fakat pîr olmak için yeterli değildir.

Alevilerin rehberi, pîri ve mürşidi seyyidler arasından seçmelerinin ve bunu devam ettirmelerinin nedeni Hz. Muhammed’in vasiyeti gereğidir.

O, “Size iki emanet bırakıyorum, bunlardan biri Kur’an-ı Kerim, diğeri ise Ehl-i Beytim; bunların her ikisi de kıyamete kadar sizinle beraberdir.” İşte Alevîler o günden beri bu vasiyete iman ettikleri içindir ki Ehlibeyt neslini, onların soyundan gelen seyyidlere bağlı olmayı , onları rehber, pîr ve mürşid bilme yolu ile sever ve devam ettirirler. Pîrin çerağ gibi doğru durması, fitil gibi yanması, mum gibi ışık vermesi gerekir. Âşıklar pîr kavramını dizelerinde:

Noksanî’yem şehr içinde gezerim

Turap olmuş ayaklarda tozarım

Pîrden himmet aldım sahip-nazarım

Hal ehlinin sanma halleri vardır

(Noksanî)[6]

Er kişi demekle kişi er olmaz

Gerçek er kişide bir nişan olur

Veli çoktur her veli de pîr olmaz

Pîr olan veliler dervişan olur

(Semâî)[7]

Pîri inkâr etme hakla hak isen

Bir dert gelir ah ü zare düşersin

Pîrlik mevkiine sakın göz dikme

Suyu kesik bir pınara dönersin

(Semâî)[8]

Âşık tarikine girdim der isen

Gel evvel pîrinden kimdir haber ver

Ârifane kelâm edelim dersen

Görelim ustazın kimdir haber ver

(Zileli Tâlibî)[9]

Demânî der canım pîrime feda

Muratlar verici ol Gani Hüda

Sene bin iki yüz doksan altıda

Erenler darında bir Pazar eyle

(Demânî)[10]

İcazetin almış pîrden gaziler

Kul olanlar efendisin arzular

Yollara dizilir körpe kuzular

Koçlar gelir pîrim Bozoğlan deyü

(Demânî)[11]

Pîrimiz kırklar yediler

Bu yolu onlar kurdular

Bize de böyle dediler

Kanarsan ikrarımıza

(Kul Nesimî)[12]

Bugün ben pîrime vardım

Pîrin cemali güldür gül

Oturmuş taht makalına

Taht-ı revan güldür gül

(Kul Nesimî)[13]

Bugün memleketten bir haber aldım

Almasam bir türlü alsam bir türlü

Pîrin emri ile ummana daldım

Dalmasam bir türlü dalsam bir türlü

(Âşık Canımoğlu)[14]

Ne bahardır yaylalara göçülmüş

Pîr elinden dolu bade içilmiş

Birbirinden güzel doğmuş açılmış

Ak gül kırmızı gül ille sarı gül

(Ruhsatî)[15]

Destur alıp pîrden doldurduk çile

Aşk ile ederiz dosta gulgule

Deliktaş’ın yerlisiyiz essela

Konar göçer obalardan değiliz

(Ruhsatî)[16]

Himmeti bu imiş bize pîrlerin

Hizmetini ettim nice mirlerin

Hayli müsellimin çok vezirlerin

Sayesinde bir dertlilik kazandım

(Dertli)[17]

Hak yoluna gidenlerin

Asa olsam ellerine

Er pîr vasfın edenlerin

Kurban olsam dillerine

(Seyranî)[18]

Ol kefaftan cümle cihan ayrıldı

Pîr elinden içtim içim bayıldı

Yedi gün geçende aklım ayıldı

Eş ile yaranı eyledim tavaf

(Âşık Emrah)[19]

Pîrime agâh ettim arzu halimi

Mürüvvetli sultanım mahzun eyleme

Leyl ü nehar vird eyledim dilimi

Ol mah-ı tabanım mahzun eyleme

(Zefil Necmi)[20]

Düşürdüm gönlüme Hakk’ın hevasın

Eyleyüben hizmet aldım duasın

Pîr elinden giydim aşkın libasın

Çulhanın sardığı bez sizin olsun

(Sıdkı Baba)[21]

biçiminde çeşitli yönleri ile ama hep övgü, saygı ve medet umar eda ile dile getirmişlerdir. Bu tip söyleyişlerin örneklerini ciltler dolusu arttırmak mümkündür.

Alevî-Bektaşî geleneğinde Mürşid ise irşad eden, doğru yolu gösteren, rehber, tarikat ulusu anlamındadır. Mürşid, kılavuz, uyarıcı, taliplerine kurtuluş yolunu gösterici, dervişleri yöneten ve yönlendiren, sözü yasa niteliği taşıyan kimsedir. Mürşid, hem taliplerin, hem de rehber ve pîrin üst makamıdır. Kendi sorumluluğunda olan pîri, rehberi ve talipleri dinsel eğitim ve öğretim, yargılama ve karar verme yönünden denetler. Bu nedenle mürşidin dinsel, toplumsal ve ahlaksal yönden geniş bilgiye sahip olması gerekir.

Tarikatin geleceğini mürşidin eğitimi belirleyeceği için önemi çok büyüktür.

Mürşid kavramı da âşıkların dilinde ve telinde alabildiğince yer almış en önemli kavramlardandır. Bu kavram âşıkların dilinde ve telinde:

Hak yoluna doğru giden

Hazreti settarı bilir

Mürşidine biat eden

Ahmedi Muhtarı bilir

(Harabî) [22]

Cahiller boşuna kendin yormasın

Müridim mürşidim pîrim de vardır

Mâna aleminin çifçisiyim ben

Fakire verecek darım da vardır

(Gürünlü Âşık Gülhanî)[23]

Ey Fedâî gafil Hakk’a ermeyen

Bir mürşid kâmile ikrar vermeyen

Bakıp her surette Hakk’ı görmeyen

İşte ona derler âmâ gözü yok

(Zileli Fedâî)[24]

Yapışmışım bir mürşidin peşinden

Dağılmış Ruhsat’ın aklı başından

Vaz geçtim dünyanın gıllı gışından

Sabır köşesinde Hak Hak diyorum

(Ruhsatî)[25]

Ruhsatî ol Hakk’a vasıl

Varıp bir mürşide yasıl

Koğdan gıybetten ne hâsıl

Can Ahmed’e selavat ver

(Ruhsatî)[26]

Derdmend olmayınca gönül hâk olmaz

Âşık olmayınca sine çâk olmaz

Kul Himmet’im eydür vücu pâk olmaz

Mürşid-i kâmilden el almayınca

(Kul Himmet)[27]

Ezelden kurmuşlar bize bu yolu

Mürşide malumdur müridin hali

Bizler bir arıyız yaparız balı

Aradan zehiri sür Allah Allah

(Zefil Necmi)[28]

Rızâya razı ol Hakk’a kailsen

Ara bul mürşidimüşkülde isen

Hakikat şehrine yolcu değilsen

Ne yolculu eyle ne yolu incit

(Âşık Hüdaî)[29]

Sıdkıya bu dehrin serdergânıyız

Evvel baki idik şimdi faniyiz

Hünkâr dergâhının dervişanıyız

Bir mürşide bağlı başımız bizim

(Sıdkî Baba)[30]

Fakir Pervaneyim bir dolu içtim

Mürşid-i kâmil’e sırrımı açtım

Malımdan serimden canımdan geçtim

Zebhet İsmail tek kurbana geldim

(Âşık Sıtkı Pervane)[31]

Seyit Seyfi yetmiş ancak

Mürşid elin tutmuş ancak

Türlü türlü hayalleri

Gönül evinden kazımış

(Seyyid Nizamoğlu)[32]

Şeriat bâbında hizmettir karar

Mürşid talibinin günahın sorar

Kâmil talip tarikatte bikarar

Mârifette hizmet kul kâmil ister

(Derviş Mehmed)[33]

Mürşidin nazarı müşkülü seçer

Kâmil olan rehber Sıratı geçer

Can kuşu kafesten âkibet uçar

Tenden uçan candan rehber isterler

Mürşidin var ise olursun insan

Mürşidin yok ise kalırsın hayvan

Arasat gününde kurulur mizan

Açılan mizandan rehber isterler

(Teslim Abdal)[34]

Mürşidi kâmilden aldım haberi

Zahitlerin hali gayet pek yaman

Müfsit münefıkın cehennem yeri

Münkirlerde olmaz asla din imanî

(Lokmanî)[35]

biçiminde dile getirilmiştir.

Rehber ise, aydınlığa giden yolu gösteren kimsedir. Alevi-Bektaşi inancına göre ilk basamaktır. Pîrin yardımcısı olup, pîrin bulunmadığı yerde onun vekilidir. Rehberlik her kişinin yapacağı iş değildir. Rehber şeriat kurallarını iyi bilmeli, tarikatta da kâmil olmalıdır.

Rehberin gönül kapısı açık, dili tatlı olmalı, hareketleri ile kimseyi incitmemelidir. Rehber, bilgisini, görgüsünü derinleştirmiş olmalı, vereceği kararlarda adil olmalıdır.

Âşıkların dilinde ve telinde rehber kavramı da:

Ol demde uyandı bâtın çırağı

Üç adım ileri attım ayağı

Rehberim boynuma bend etti bağı

Koç kurban dediler imana geldim

(Şahî)[36]

Yol içinde yol var ince seçilmez

Akl ile rehbersiz öte geçilmez

Doğrusu bu bade susuz içilmez

Şevk ile dolusun aldık bakalım

(Fenni)[37]

Pîrden nasibim aldım

Rehberim n’olduğun bildim

Tağıbentle niyaz kıldım

Yol budur ey can dediler

(Âşık Ferdi)[38]

Rehber talibini arıkla getir

Tamam eyle eksik yerlerin yetür

Rıza lokmasını meydana getür

Yiyelim İmam Hüseyin aşkına

(Hatayî)[39]

Rehberin önünde pîre uyuldu

Yalan gerçek şu meydanda duyuldu

Varlığından geçen üstad sayıldı

Hak bilir ötesin şâha ayandır

(Hatayî)[40]

Şah Hatayî’m der varılmaz

Varılsa da gelinmez

Rehbersiz bir yol alınmaz

Aldım diyen yalan söyler

(Hatayî)[41]

biçiminde özgün söyleyişlerle yerini almıştır. Aleve-Bektaşi geleneğinde pîr, mürşid ve rehber kavramı büyük önem taşır.

Kıyıda-köşede bırakılan bir toplum olan Alevîler, mürşid-talip ilişkisi ile örgütlenmeye çalışmış, Çoğu, Dede kavramı ile bilinen inanç önderleri ile kendi toplumunu eğitmeye uğraşmış, bu eğitimde âşıkların saz ve sözünden büyük ölçüde yararlanmış, gerektiğinde iyi yaşamak ve adalet istemek amacı ile merkezle çatışmak zorunda kalmış, bu çatışmalarda da hep büyük yaralar almıştır.

Notlar

[1] Piri Er: Geleneksel Anadolu Aleviliği. Ankara 1998: 2.

[2] Harabî. Ayyıldız Yayınları. Ankara, (Tarihsiz): 73.

[3] Âşık Kul Semâî Baba Divanı-Nefesleri. İstanbul 1991: 31.

[4] Adil Ali Atalay: Erzurumlu Halk Ozanı Noksanî Baba. İstanbul 1997: 69.

[5] Sefer Aytekin: Buyruk. Ankara (Tarihsiz).

[6] age.: 88.

[7] Âşık Kul Semâî Baba. age.: 42.

[8] age.: 70.

[9] Mehmet Yardımcı: Zileli Âşık Tâlibî. İstanbul 1989: 38.

[10] Adil Ali Atalay: Âşık Demânî Baba. İstanbul 1982: 10.

[11] age.: 61

[12] Cahit Öztelli: Kul Nesim. (tarih yok)

[13] age.: 29

[14] Hasan Köksal: Âşık Canımoğlu İpekhan (Deyişler). İzmir 1982: 18.

[15] Eflatun Cem Güney: Ruhsati. İstanbul 1953: 16.

[16] age.: 238.

[17] Şemsettin Kutlu: Şair Dertli. İstanbul 1979: 274.

[18] Haşim Nezihi Okay: Develili Seyranî. İstanbul 1964: 151.

[19] Necati Turgut Göksel. Niğde 1970: 88.

[20] Mehmet Yardımcı-Hayrettin İvgin, Ankara 1988: 12.

[21] Muhsin Gül: Sıdki Baba. Ankara 1984: 147.

[22] Harabî. Ayyıldız Yayınları, Ankara (Tarihsiz): 104.

[23] Gürünlü Âşık Gülhanî: Birlik Olunca. Ankara 1984: 33.

[24] Mehmet Yardımcı; Hayrettin İvgin: Zileli Fedâî. Ankara 1983: 22.

[25] Eflatun Cem Güney; Çetin Eflatun Güney: Âşık Ruhsatî. İstanbul 1953: 124.

[26] age.: 190.

[27] İbrahim Aslanoğlu: Kul Himmet. İstanbul 1997: 33.

[28] Mehmet Yardımcı-Hayrettin İvgin, Ankara. 1988: 13.

[29] Âşık Hüdaî: Gönül Diyarından Deyişler. İstanbul 1971: 12.

[30] Muhsin Gül: Halk Ozanı Sıdkî Baba. Ankara 1984: 83.

[31] Hayrettin İvgin: Âşık Sıtkı Pervane. Ankara 1976: 23.

[32] İsmail Özmen: Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi C.2, Ankara 1995: 488.

[33] Turgut Koca: Bektaşi Nefesleri ve Şairleri. İstanbul 1990.

[34] age.: 288.

[35] age.: 401.

[36] Vasfi Mahir Kocatürk: Tekke Şiiri Antolojisi. Ankara 1968: 185.

[37] age.: 528.

[38] age.: 548.

[39] Sadettin Nüzhet Ergun: Hatayî Divanı. İstanbul 1956: 45.

[40] age.: 73.

[41] age.: 217.

* Yrd. Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölüm Başkanı



Yorum Yapın