Irak’ta Bir Alevi Topluluğu Şebekler

Kategori: Basında Alevilik Tarih 28 Januar 2010

014

Prof. Dr. Ahmet Taşğın

Dicle Üniversitesi

Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi

Diyarbakır

Özet

Makale, Irak’ın Musul kentinin doğu kısmında yaşayan Şebekleri konu aldı. Şebekler konusundaki literatürün değerlendirilerek tartışmaların seyrine dikkat çekildi. Konunun etnik ve dini tartışmaların dışında geleneksel olarak Şebeklerin değerlendirildiği dini, mezhebi olarak sınırlarının oluşturulduğu yeri göz önüne aldı.

Makale, Türkiye’de Şebekler üzerine yapılan çalışmalar göz önüne alındığında önemli bir boşluğu dolduracak ve akademik alana katkı sunacaktır. Özelikle elde edilen bilgilerin gözlem ve görüşmelerle güçlendirilmesi Türkiye açısından bu konuda dünya literatürü de düşünüldüğünde makalenin önemi daha da artmaktadır.

Makalenin hazırlanışında genel olarak Şebekler literatürü tarandı. Ardından Şebeklerin yaşadığı Musul köylerine gidildi ve katılımcı gözlem yapıldı. Gözlem ve görüşmelerden elde edilen bilgilerle literatür yeniden değerlendirildi. Ayrıca Şebeklerin Buyruk’u ve yaşadıkları yerler hakkında da bilgi verildi.

Sonuç olarak Şebekler Sünnilik ve Şiilik kıskacında Sünnileşmekte veya Şiileşmekle beraber, öteden beri Bektaşilerdir. Kendilerini Hacı Bektaş’a nispet etmektedirler. Oniki imam soyundan gelen din adamlarına pir denilmekte, cem başta olmak üzere bütün ritüelleri Musul çevresinde bulunan beş pir tarafından yürütülmektedir. Gülbank, nefes ve cemler Türkçe olarak sürdürülmektedir. Şebekler, Şebekçe adı verdikleri bir dil konuşmanın yanı sıra Arapça, Türkçe ve Kürtçe konuşmaktadırlar. Ayrıca Şebek seyitleri, kendi aralarında Seydeviyye adı verdikleri ve sadece kendilerinin bildiği bir dil de konuşurlar.

Anahtar Kelimeler: Irak, Musul, Şebek, Bektaşi, Buyruk, Şebekçe, Seydeviye

Shabaks An Alawi Community in Iraq

Abstract

This article is about Şebekler community lives in the east part of the Musul in Iraq. After the evaluation of the Şebekler’s literature, the attention was given on the process of the arguments about this issue. Apart from the ethnical and religious arguments, Shabak’s religion and communion drew the border of the study and these points were taken into consideration in this study.

This study will provide valuable contribution on the studies about Shabaks in Turkey and also it is going to fill a gap in the field of academical studies. Especially, if the data is impowered via observations and debates the importance of this study will reach great significance for Turkey in the world literature.

In the process of this study, Shabak’s literature was examined. After that process, the villages of Musul was visited and participant observation was done. In the light of these observations and debates the literature was reavaluated. Morever, in this article the information about Shabak’s religious book, Buyruk, and the places that they have lived were given.

As a conclusion, Shabaks are Bektashi since before now, but they are under the pressure of Sunni and Shiah communion, so they are being assimilated under these circumstances. Shabaks asocciate themselves with Hacı Bektaş. They call people as ‘patriarch’ if they come form the same herd book with twelve sect leader. Being in the first step ‘Cem’ and their Rituals are directed by five patriarchs around Musul. ‘Gülbank, nefes and Tot is being done in Turkish. Shabaks speaks an special language called as ‘Şebekçe; Şebekiyye’, but in addition to this language they speak Turkish, Arabic and Kurdish.Furthermore, Shabak Seyyits speak another language,Seydeviyye’, among theirselves and this language is only known by these people.

Key Words: Iraq, Musul, Shabak, Bektashi, Şebekçe, Seydeviye.

Giriş

Bu makale, Musul’un doğusunda yerleşik olan Şebekleri konu almaktadır. Şebekler hakkında Türkiye’de çalışma yok denecek kadar azdır. Var olan çalışmalar da çevirilere dayanmaktadır. Bu bakımdan da bu makale Türkiye’de bu konuya ilişkin önemli bir katkı sağlayacaktır. En azından bu konudaki literatürün değerlendirilmesiyle Türkiye’deki akademik çevrelere Şebekler literatürünü taşımış olacaktır.

Bir diğer katkıyı da Alevilik Bektaşilik konusunun coğrafik alanının Türkiye sınırlarına taşımakla yapmış olacaktır. Çünkü Alevilik Bektaşilik Türkiye sınırları içerisinde tutulmakta ve farklı coğrafyalardaki özellikle Ortadoğu’daki Alevi Bektaşi toplulukları hakkında yeterli bilgi sağlanamamaktaydı. Bundan dolayı da Türkiye’deki Alevi Bektaşilerle bu coğrafyada var olan topluluklar arasında ilişki kurulamamaktaydı. Oysa Alevilik Bektaşilik esas itibariyle Osmanlı coğrafyasının bütününde düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu bakımdan da bu düşüncesinin gerçekleştirilmesi hususunda yeni bir bakış açısına imkân sunacaktır. Böylece Alevi Bektaşi topluluklarının yaşadıkları yerler, aldıkları isimler, aşiret isimleri ve erkân farklılıklarından oluşan çeşitli isimlendirmelere de yeni bir yaklaşım sunulmuş olacaktır.

Kaldı ki Alevi toplulukların isimlendirilmesinde uzun zamandan beri bir kargaşa var. Çünkü ehlibeyt inancı etrafında şekillenen toplulukların isimlendirilişi merkezi din anlayışının etrafında şekillenmektedir. Bu bakımdan da bu isimlendirmeler üzerine de kısa bir açıklama yapmak gerekir. Alevi ismi altında Kızılbaş, Bektaşi, İbrahimi, Nusayri, Ehlihak, Aliilahi şeklindeki isimlendirmeler dışında inanç, ibadet ve bilgi farklılığına da dikkat çekmek gerekmektedir.

Aleviler, daha çok Türkiye’de yapılan tartışmalarla gündeme gelmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında özellikle tek bir mezhebe dayanan hukuki sistem gösterilebilir. Çünkü Sünni olmayan topluluklar Müslüman kabul edilmektedir. Fakat Müslümanlık anlayışları nedeniyle bu topluluklara İslam hukukunun ilgili hükümlerinin uygulanmasında da ikircikli bir tutum var ve doğrusu tam da bu nokta hususu tartışmalıdır.

Bu tartışmaların merkezinde daha çok Osmanlı Devleti bulunmaktadır. Şimdilik İran’ı bu tartışmaların dışında tutmalıyız. Fakat Alevilik Bektaşilik etrafındaki tartışmalar Osmanlı Devletinin hakimiyetini sürdürdüğü coğrafyalarda mevcuttu. Öyleyse bu haliyle bu konu Osmanlı Devletinin biçimlendirdiği şekli ve Alevi Bektaşiliğin tekil olarak onunla ilişkisiyle günümüze taşınmıştır. Bu bir bakıma Osmanlı Devletinin de tartışma merkezine alınmasını zorunlu kılmıştır. Toplulukların yani Müslüman ama Sünni olmayan toplulukların birikimi üzerinden bu tartışmalara yeni boyutlar kazandırılmıştır. Farklı dini grupların kendilerini ifade edecek zihinsel dönüşümleri yeni kavramsallaştırmalarla sonuçlandı. Böylece tarihsel alanın dini, siyasi, iktisadi etkilerle tanımların olumsuz etkilerinin bertaraf edilebilmesi için zorunlu olarak yeni kavramsallaştırmaya yönenildi. Bu haliyle Osmanlı Devleti tekil olarak bu toplulukların doğrudan zihinsel yapısını belirleyerek iktidarını bir başka yerde kurdu. Ayrıca Osmanlı Devletindeki modernleşme devletin yıkılması, birçok yeni ulusal devletin kurulması vb. konularla adı geçen toplulukların tarihsel konumlarını değiştirmeye zorlamıştır. Göçebe kırsal, hayvancılık veya tarımsal alanın belirli kollarında bulunan topluluklar, tarihsel bu kuşatılmışlık durumlarını değiştirmeleriyle, yeni tanıma ihtiyaç duydular. Böylece lokal tanımların belirsizliği ve olumsuzluğu yeni kavramın sağladığı özgüvenle daha geniş etki alanı oluşturdu.

Bu durum aynı kategoride yer alan fakat farklı isimlerle anılan toplulukları da birbirine yaklaştırdı. Bu yapı, fiili olarak tek tipleştirmeye zorladı ve ortak şemsiye bir isim altında toplanmaya itildiler. Esasen geleneksel olarak kendi iç dünyalarındaki çeşitlilik söylem olarak tek tipleştirerek birbirine yaklaştırırken düşünsel olarak bu baskıya maruz kalan bu topluluklar daha çok Alevi ismi altında toplandılar. Doğrusu birbirlerini tanıma ve anlama çabaları ile birbirlerine yapışmaları ortak ismin parçaları olmalarıyla mümkün oldu. İşte bu süreç içerisinde birbirlerine yaklaşan topluluklar arasında yer alanlardan birisi de Şebeklerdir. Oysa Şebekler, Osmanlı Devletinin dağılmasından sonra Türkiye Cumhuriyetinin dışında kaldı. Doğal olarak Osmanlı modernleşme etkisinin sürdüğü Türkiye Cumhuriyeti yerine Irak sınırları içerisinde kaldı. Şebekler, Alevi ismi etrafında Sünniler ve Şiiler arasında kalırken, bu değişim ve onun oluşturduğu baskıya karşın yaklaşabilecekleri yeni birliktelikleri oluşturamadılar. Çünkü Osmanlı sınırları içerisinde olmalarına rağmen Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde değillerdi. Hâlbuki bu coğrafyada Alevi Bektaşilere yönelik yaklaşım Osmanlı döneminden tevarüstür yine bu toplulukların tek isim altında toplanmaya itilmeleri de bu dönemden başlamıştır. Osmanlı Devletinin dağılmasından sonra Irak’taki toplulukların tek isim altında toplanma imkânı olmadı. Bu gerçekleşmediği gibi Osmanlı coğrafyası içerisinde toplulukların geleneksel bağlantıları da kayboldu.

Doğrusu Şebekler 1980’li yıllara kadar Türkiye ile olan ilişkilerini sürdürdüler. Saddam Hüseyin’in sıkı politikalarının başladığı yıllardan sonra Türkiye ile ilişkileri zayıfladı ve tamamen koptu. Seyitlerin birbirlerini ziyaret ettikleri ve akrabalıklarını sürdürdükleri düşünüldüğünde güçlü bir bağlantıdan söz edebiliriz. Çünkü Musul’un doğusundaki Şebek köylerindeki Sadde ve Baviza isimli köylerde yerleşik olan Şebek seyitleri Diyarbakır Bismil ilçesindeki Seyitlerle akrabaydılar. 1980 yılında gerçekleşen ziyaret bu bağlantının son halkası oldu. Bugün artık birbirleriyle Türkçe anlaşan bu seyitlerin yeni kuşaklarının bu dille anlaşmaları mümkün görünmemektedir.

Hatta Şebeklerin kutsal kitaplarına dair Seyyit Şemsettin’in verdiği bilgiye bakılırsa, büyük bir kısmı matbudur. Bu matbu eserlerin tamamı da Türkiye’de yayınlanmış eserlerdir. Aşağıda bu konuda daha fazla bilgi verilecektir.

Şebekler, Irak’ın yakın tarihi içerisinde çok fazla gündeme gelmiş ve özellikle Irak’ın yakın tarihindeki siyasi gelişmelerin bir parçasına dönüşmüştür. Dolayısıyla Şebekler, etnik ve dini çatışmaların merkezinde olan topluluklardan bir tanesi haline gelmiştir. Asırlardır yerleşik oldukları köylerinden sürülmüş ve köyleri tamamen boşaltılarak yerleşim yeri olma özelliği yitirtilmiştir. (Saatçi, 2003: 267) Buna göre son günlerde Musul ve çevresinde Şebeklere yönelik düzenlenen suikast ve bombalı saldırılar yeniden dikkatlerin onlar üzerine çekilmesine neden olmuştur. Bunun yanı sıra yakın zamanlara kadar Şebeklerin Sünnileşmeleri ve Şiileşmeleri gündemi oluşturmaktaydı. Günümüze gelinceye kadar mezhep farkı gözetmeden yani Şii, Sünni ve Alevi Bektaşi olarak 300.000 ile 500.000 arası nüfusları oldukları söylenmektedir. Nüfuslarını bir güç olarak kullanma girişimleri göze çarpmaktadır. Bunun için de mezhebi farklılıklarının yanında Şebek adı altında toplanmanın çalışmalarını yürütmektedirler. Bu diğer siyasi topluluklara karşı yeni bir siyasi güç oluşturma çabası olarak yansırken tarihsel olarak kendi içlerindeki mezhep ya da tasavvufi anlayış farkını belirgin hale de getirmektedir. Şimdilik bu çabalar sonunda gerçekleşecek birlik için daha fazla zaman ve çaba gerektiği gözükmektedir. Şebeklerin nüfuslarının büyük bir kısmını Sünniler ve Şiiler oluştururken oran olarak çok az bir kısmını Bektaşi Kızılbaşları oluşturmaktadır. Burada esas itibariyle dikkat çekici olan konu Şebek olarak isimlendirilmeden kast edilenlerin Bektaşi Kızılbaş olanlarıdır. Çünkü Sünni ve Şii olan Şebekler için bu vurgu zayıflamış ve Sünni ve Şii ana grubun parçasına dönüşmüşlerdir. Esas itibariyle tarihsel olarak Şebeklerin bu şekilde kabullenilmeleri ve isimlendirilmelerini sağlayan ana etki Bektaşi Kızılbaş olmalarıdır (Bruinessen, 2001: 131-138).

Şebekler Musul’un doğusunda Telkeyf ve Hamdaniye kazalarına bağlı köylerde yaşamaktadırlar. Şebek köylerinin bulunduğu bu sınır Telkeyf, Hamdaniye ve Musul merkez sınırı ile diğer yandan Şeyhan kazası sınırları arasında uzanmaktadır. Bu koridorda elliden fazla Şebek köyü bulunmaktadır. Son yıllarda Musul şehir merkezi olmak üzere Erbil ve özellikle Süleymaniye şehir merkezlerine göç etmişlerdir (Zeynel: 2004: 19-20).

Bu makalenin hazırlanması esnasında Şebekler konusundaki literatür tarandıktan sonra Musul’a on günlük alan araştırmasına gidildi. Bu yaz yapılan alan araştırmasıyla Musul çevresindeki Şebek köylerinde kalınarak doğal ortamlarında gözlemler yapıldı. Gözlem, katılımcı gözlem ve görüşme yöntemleri uygulandı. Başta seyitler olmak üzere cemlere katılan sofular, zakirlerle görüşmeler gerçekleştirildi. Ardından Bartalla’da Perşembe akşamı yapılan ceme iştirak edildi. Böylece cem erkânları, okudukları dua, gülbang ve hizmetleri katılımcı olarak gözlendi. Ayrıca Şebeklerin yerleşik oldukları çevreyle ilgili de veri toplandı. Daha sonra topluluğun mezhep değişikliği ve çatışmalara dair süreci kendilerinin nasıl gördükleri hakkında da veri toparlandı. Özellikle son günlerdeki Şebek yerleşim yerlerine düzenlenen bombalı saldırılar etrafında gözlemler yapıldı. Bu çervede yıkılan evler, ölü ve yaralıların bulunduğu ailelerle görüşmeler yapıldı. Ayrıca bu bombaların hedefleri arasında Şebeklerin gittikleri Ali Reş ve Deraviş gibi ziyaretlerde bulunmaktaydı. Adı geçen köylerdeki ziyaretlerin geleneksel mimarileri Yezidi ziyaretleriyle aynıydı.

Şebekler Hakkındaki Tartışmalar

Şebeklerin Irak’a ne zaman ve nereden geldiği, etnik ve dini kökenleri hakkında birçok tartışma yapılmaktadır. Bunlar arasında başta İran’dan geldikleri ve Safevi Devletinin kuruluşundan sonra Şah İsmail’in taraftarları olduklarına dair görüşler yaygınlık kazanmaktadır. Şimdi sırasıyla bu görüşleri verelim.

Şebeklerin Osmanlı Devletinde Tapu Tahrir Defterleri tutulurken yapılan kayıtlarının dışında Arşiv belgelerinde başka bilgilere ulaşmakta mümkündür.

BA. TD. 998 (1523 / 929) yılında bu cemaat 15 hane ve 2254 akçe geliri var;

BA. TD. 660 (1575 / 983) 173 bennak ve 20 mücerretten ibaretti (Bayatlı, 1999, s. 150)

BA. TD. 998 1523 yılında 55 hane, 19 mücerred ve 2254 akçe vergi geliri var;

BA. TD. 195 (1540 / 946) tarihinde Evlâd-ı Şebek olarak kaydedildi, Bir önceki tahrire göre nüfusun bir miktar arttığı görülmekte;

(TD. 195: 126-128). Ziyar, 153’ü hane, 27’si mücerred olmak üzere toplam 180 nefer nüfusu vardır. Ayrıca, 7000 baş koyunu ve toplam 8318 akça vergi geliri var;

Yukarıdaki bilgilere Şebeklerin XIV. Yüzyıldaki Nüfusu şöyledir:

1523 yılında 404 kişi,

1540 tarihinde 1098 kişi,

1558 tarihinde 686 kişi,

1575 tarihinde 1231 kişidir (Gündüz, 2003: 214).

Özellikle Tanzimat sonrasında Osmanlı Devletinin yenileşme çabaları içerisinde imparatorluğun sınırları içerisinde yer alan Sünni olmayan toplulukların “doğru, sahih ve gerçek” inançlara yönelip “tashih-i itikatta bulunmalarına yönelik bilgi bulunmaktadır. Ayrıca inançlarının istenilen biçimde olabilmesi için de toplum önderlerinin ihtidalarının sağlanması, ihtida edenlerin taltif edilmesi ve eğitim verilmesi için okullarının açılması da dahil birçok faaliyet yürütülmüştür. Bunlarla ilgili Arşiv Belgelerinden daha fazla bilgiye ulaşmak mümkündür. (Musul Kerkük İle İlgili Arşiv Belgeleri, 1993: 207-222)

Şebekler konusu etnik ve dini olmak üzere iki ana başlık altında değerlendirilmiştir. Burada Şebeklerin Türk (Hürmüzlü ve Pamukçu, 2005: 77-87; Hürmüzlü, 2005: 141-170), Kürt (Minorsky, 1997: s. 371-372) oluşları üzerinden yürütülen tartışmalarla onların Bektaşi Kızılbaş (Şeybi, 1967: 40-55) oluşlarıyla genel olarak gulat-ı şia (Sykes, 1908: 455-456; Gulami, 1950: 23-50) olarak tartışmasına kadar bir dizi başlığa konu olmuştur. Yarım yüzyıl önce yapılan çalışmalar daha çok inançları etrafında tasnife tabi tutulurken, bu tarihten itibaren bu tasnif etnik ayrıma yönelmiştir (Abud, 2006: 17-152).

Şebeklerin Musul ve çevresine ne zaman geldiklerine dair bir başka tartışma daha bulunmaktadır. Bu tartışmanın ana ekseninde Safevi Devletinin kurulmasında ya da Osmanlı Devleti hâkimiyeti sonrasındaki göçlerle gerçekleştiğine dair ileri sürülen tez bulunmaktadır (Moosa, 1987: 6-8). Oysa Tapu Tahrir Defterleri kayıtlarına göre Osmanlı Devletinin Irak bölgesini hâkimiyetine almadan öncede orada olduklarına işaret etmektedir.

Türkiye’de bu konuda çalışma neredeyse yok denecek kadar azdır. Çalışmalar daha çok Irak’ta ve Avrupa ülkelerinde yapılmıştır. Bunlar arasında Şebeklerin çalışmaları da bulunmaktadır.

Şebekler hakkındaki ilk dönem yazıları daha çok çevrenin Şebeklere bakışını yansıtmaktadır. Bu bakımdan da bu ve benzeri topluluklar için uydurulan gayri ahlaki uygulamalardan söz edilmektedir. Yanlışlıklardan uzak örnekler bulunmaktadır (Tai 1998: 146-149) Bu bakımdan da Anastas Mari Kıremli’nin (1902: 577-582) verdiği bilgilere dikkat etmek gerekmektedir. Ayrıca Minorsky’nin Kıremli’den yararlanarak hazırladığı makalesini neredeyse tamamen onun makalesine göre hazırlamıştır. Onun makalesindeki değerlendirme bir yana diğer yandan Şebeklerin yerleşik oldukları bölgelere dair verdiği bilgiler de tashihe ihtiyaç duymaktadır. Çünkü Şebekler Sincar bölgesinde yaşamamaktadırlar. Sincar bölgesinde Yezidilere nazaran nüfusları ve köyleri daha az olan Alevi köyleri bulunmaktadır. Fakat bu Aleviler Şebek değildir.

Şebekler hakkında arşiv belgeleri dışında haberdar olduğumuz kaynaklar arasında Azzavi, Gulami, Sarraf, Şeybi bunlar arasında sayılabilir.

Azzavi (1949: 95), Şebekler hakkında, inanç olarak Kızılbaşlardan farkları yoktur. Şebekleri, Kızılbaşlardan kabul etmemek hata olur. Çünkü onların tarikatı, Tarikat-ı Şeyh Safî yahut onların kendi ifadeleriyle Şeyh Safî’ye kadar uzanmaktadır.

Gulami (1950: 23-25) Şebeklerden bahsetmektedir. Eserinde Musul ve çevresinde var olan batini toplulukları değerlendirmek ve bu gruplar arasında Sarlıye, Bacvan, Türkmen, ve Yezidilerden bahsederken Şebeklere de yer vermektedir. Eserde Gulami, adı geçen toplulukların inanç, ibadet, dini kitapları, dini sınıf ve yerleşim yerleri ile ziyaretlerini de ele almaktadır. Ayrıca Osmanlı Devletinin son dönemindeki paşalarının özellikle Ömer Vehbi Paşa’ın bu toplulukların ıslahına ilişkin faaliyetleri, İngilizlerin faaliyetleri anlatılmakta ve son olarak Irak hükümeti kurulduktan sonra bu topluluklara ilişkin uygulamalara yer verilmektedir.

Sarraf (1954: 2), Şebek isimli eserinde Şebeklerin Türk olduğunu söylemesine rağmen ilerleyen sayfalarda Şebeklerin kökenine ilişkin verdiği bilgilerde bu konuya farklı yaklaşmaktadır. Ona göre Şebeklerin Şimal-i Musul’u vatan tutmalarına dair beş farklı görüş ileri sürmektedir (1954: 12-13). Ayrıca ikinci bölümde Sarraf (1954: 89-92) Davud Çelebi’nin Şebeklerin konuştukları dilin daha çok Farsça’ya yakın olduğu ve kendilerinin de İran kökenli olduğu görüşlerinin yanı sıra kendisi Şebeklerin Türk olduklarını Tuğrul Bey zamanında Musul’a yerleştirildiklerini ve o tarihten itibaren de burada Şebeklerin yaşadığı görüşündedir.

1-Şebeklerin Kürt olduklarını

2-Tuğrul Bey zamanında yerleştirilen Türkmenlerden olduklarını

3-Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenlerinden olduklarını

4-IV. Murat zamanında yerleştirildiklerini

5-Safevilerin bakiyesi olan Kızılbaş Bektaşi olduklarını ileri sürerken Bektaşi Kızılbaş olduklarına dair görüşünü ispat etmeye çalışmaktadır (Sarraf, 1954: 45-49).

Şebekler üzerine Türkçe yayınlananlar arasında Sarraf’ın Şebek kitabının tanıtımını yapan yazı dikkatten kaçmıştır (Terzibaşı, 1955: 689-690)

Kıremli ve Minorsky’nin makalelerinden yararlandığı izlenimi veren bir diğer kaynak da Osmanlı Devletinin son döneminde İran Sefiri Han Melik Sasanî’nin (2006: 133-134) hatıralarındaki bilgilerden oluşmaktadır.

Şebekler hakkında çok fazla çalışma yoktur. Var olan çalışmalar da modern Irak tarihine yer verirken Irak’ın sosyal ve dini yapısına değinirken bu toplulukların her birinin adı geçmektedir. Sayıları az olan çalışmalardan bir tanesi Şebek seyitlerinin ekonomik hayata etkileri üzerinedir. Bu çalışma aynı zamanda Şebekler örneği üzerinden Kuzey Irak’ta etnik bir topluluğun kültürel ve ekonomik sınırlarının oluşması ve etkisine değinmektedir. Burada özellikle Seyitlerin Şebek toplulukları üzerindeki etkilerini, seyitlere ait ekilip dikilen araziler üzerinden anlatmaktadır (Vinogradov, 1974: 207-218).

Şebek seyitlerin Seyit Şemsettin Seyit Abbas, (yani Seyit Abbas’ın oğlu Seyit Şemsettin) Kardeşlik dergisinde düzenli olmamakla birlikte yayınlanan makalelerinde Şebekler hakkında Şebek topluluğu mensubu olarak bilgi veren ilk kişidir (Seyit Şemsettin, 1971: 6-7). Kısaca onun görüşlerine yer vereceğiz.

a-Şebeklerin Türkiye’nin güneyinden göç ettiklerini, göç nedeninin de inançları yüzünden ayaklanan Kızılbaşların, ayaklanmalarının bastırılmasıyla Kızılbaş toplulukları ile birlikte gelip Cezire’nin güneyine inen Türkmen kabileleri olduğunu belirtmektedir.

b-Şebek köylerinin çoğu Türkçe isim taşımaktadır.

c-Şebeklerin dini kitaplarının başta Buyruk olmak üzere tümü Türkçe’dir.

d-Şebeklerin inançları Kızılbaş ve Bektaşilere benzemektedir.

e-Şebekler, Türkmenlerle ortak köyleri, adet ve gelenekleri paylaşmaktadırlar.

f-Şebekler, bıyıklarını kesmezler ve uzatırlar bu adetleriyle de Türklere benzerler.

g-Şebeklerin soyları hakkındaki görüşleri değerlendirirken de onların Fars ya da Kürt olmalarının mümkün olmadığını dile getirmektedir.

h-Şebeklerin dili esas itibariyle Türkçe’dir; zamanla Farsça, Arapça karışık bir dil haline gelmiştir.

Bundan sonra Şebeklerin yerleşim yerlerini vermektedir. Nüfuslarının ise yirmi bin civarında olduğunu fakat bu sayının on bin ile on beş bin arasında olduğunu da söyleyenlerin bulunduğunu da sözlerine eklemektedir. Burada özellikle Kıremli, Minorsky ve Gulami’ye gönderme yapmaktadır.

Makalenin ikinci bölümünde Şebeklerin inançlarına yer vermektedir. Batini bir tarikat ve Şii İmami İsnaaşeriyeye bağlı Bektaşi inanç ve erkanına bağlı bulunduklarını dile getirmektedir. Daha sonra Bektaşi oluşlarını mürşit olan Hacı Bektaş hakkında verdiği bilgiyle sürdürmektedir. Hacı Bektaş’ın kabrinin Nevşehir ili Hacı Bektaş ilçesinde olduğunu söylemektedir (Seyit Şemsettin, 1971a: 6-7). Devamla Hacı Bektaş’ın nesebinin Hz. Ali’ye ulaştığını Horasan’da doğduğunu ve daha sonra Türkiye’ye geldiğini anlatmaktadır. Lakabının da Türkçe olduğunu Emir anlamına geldiğini belirtmektedir. Bu bölümü Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya nasıl, neden geldiği ve eğitimini nasıl aldığı hakkında bilgi vererek Anadolu’da Bektaşi Tarikatının ortaya çıkışı, gelişmesi, bazı siyasi tarihi olay ve tarikatlarla ilişkileri hakkındaki kısa bilgilerle tamamlamaktadır.

Makalenin üçüncü bölümü Şebeklerin akidelerini konu almaktadır. Burada daha çok Şebekleri konu alan çalışmaları tanıtmakta ve eleştirmektedir. Hatta bu çalışmalarda Şebeklerle ilgili verilen bilgilerin eksik, yanlış ve iftira olduğunu söylemektedir. Bu çalışmalar, Gulami, Şeybi ve Sarraf’ın eserlerinden oluşmaktadır. Şebeklerin inançlarına yönelik bu çalışmalarda yazılı olan konulardan bir tanesi Allah Muhammet Ali üçlemesinin teslise benzetilmesi konusudur ve bu bakımdan da Seyit Şemsettin teslis konusuna açıklık getirmektedir. Ayrıca namaz, oruç, hac gibi konulara yer vererek bunların hepsine Buyruk’tan cevap vermektedir. Burada Şeyh Safi’nin dört kapı ile ilgili görüşlerine yer vermektedir. Ayrıca Şebeklerin başında Pir bulunduğunu, mürşidin ise Hacı Bektaş’ta tekkede Pirevi’nde oturduğunu da eklemektedir (Seyit Şemsettin, 1971b: 4-5).

Makalenin dördüncü bölümünde Şebeklerin tarikat düzenini ele almaktadır:

a-Mürşit yahut Pir-i evvel: Mürşit, Şebekler için en büyük başvuru yeri ve dini reistir. Mürşit, Hacı Bektaş Tekkesinde, Türkiye’de Nevşehir ili Hacı Bektaş ilçesindeki tekkede yerleşiktir.

b-Baba ya da Şeyh: Bu da yine pir olarak isimlendirilir ve seyit soyundan gelir. Mürşitten sonra ikinci başvuru kaynağıdır, yerleşik olduğu bölgelerdeki Şebeklerin dini bütün işleriyle ilgilenir ve birinci dereceden sorumludur.

c-Rehber: Sofu ya da tarikatın hizmetinden sorumludur. Rehberin tarikattaki yeri pirden sonra gelir. Tarikat içindeki her türlü törenin işleyişinde hizmet eder ve pire yardımcı olur. Bunların durumu Buyruk’ta belirtilmiştir.

d-Mürit ya da Talib ya da Müntesip: Tarikat içerisinde rehbere ihtiyaç duyarlar ve tarikat yolunda pirin bütün emirlerine uymak zorundadırlar.

e-Çerağcı: Onun görevi tekkede dini toplantılarda çerağı yakmaktır. Müritlerden bir tanesi bu mukaddes görevi yerine getirir ve esasen pir tarafından ona bu görev teklif edilir. Çünkü Çerağ Hz. Muhammedi temsil etmektedir.

f-Süpürgeci: Her tekke için özel bir süpürge ve süpürgeci bulunmaktadır. Esasında çoğunlukla bu hizmeti rehber yürütmektedir.

g-Saka: Onun görevi dini toplantılarda su dağıtma işinden sorumludur. Yine bu görevi de kimi zaman rehber yapar veya müritlerden birisi yerine getirir.

Tarikata Giriş:

Tarikata girmek isteyen hemen herkes tekkeye gelir, tarikata gireceğini ilan eder. Talipliği kabul edildiğinde o başta Piri kendisine Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak kabul eder. Zorunlu olarak yerine getirilmesi gereken kuralları kamilen yerine getirir. Kendisine nasihat edilir, yapacakları ve yapmayacakları anlatılır, kötü işlerden uzak kalacağı vb. konularda kendisine bilgiler verilir. En sonunda pirin huzurunda tarikata giriş merasimi yapılır ve pir kendisini tebrik ederek tarikata girişini onaylamış olur.

Şebeklerin Yaptıkları Merasimler:

Şebekler arasında yılın belirli dönemlerinde merasimler ve kutlamalar yapılır ve bunların büyük bir kısmı da Şiilerinkine benzer.

a-Aşura’da tören yapılır.

b-Safer ayının yirmisinde Hz. Hüseyin’in başının Kerbela’ya geri getirildiği tarihte tören yapılır.

c-Şaban’ın onbeşinci günü Mehdi’in doğum günü olması hasebiyle kutlama yapılır.

d-Bunun dışında On iki imamların her birinin doğum ve ölüm tarihlerinde de törenler yapılmaktadır.

Şebeklerin Musul ve Çevresindeki Ziyaret Yerleri:

a-Abbasiye köyünde Makam-ı Abbas

b-Ali Reş köyünde Makam-ı Zeynelabidin

c-Musul’da İmam Mahsen merkadi ve İmam Yahya Ebu Kasım

d-Musul’da İmam Abdullah el-Bahir Bin Zeynelabidin. Hicri onikinci asırda Musul’daki Bektaşi Tekkesinin olduğu yerdir. Bunun haricinde Irak etrafındaki imamların makamlarına da gidilir (Seyit Şemsettin, 1972: 4-5).

Şebeklerin Kitapları:

a-Buyruk veya Menakıb: Buyruk Türkçe’dir ve dört cüzden oluşmaktadır. Yazarı belli olmayan kitabın üç ciltten oluşan yazma nüshaları bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye’de basılan Buyrukla karşılaştırma yaparak, Türkiye’deki Buyruğun dört cüzden oluştuğunu böylece Şebeklerin ellerindeki Buyrukla aynı olduklarını öğrendiklerini de belirtmektedir.

Buyruk, tarikatın kurallarını, tarikatın adabını, hakiki ahkamı, Bektaşi Tarikatındaki adamların özelliklerini, tarikatın meratibini ele alır ve Şeyh Safi ile oğlu Şeyh Sadreddin arasındaki diyaloglara yer vermektedir.

b-Miratu’l-Mekasid: Matbu

c-Yemini: Matbu

d-Bektaşiliğin İç Yüzü: Matbu

e-Virani: Matbu

f-Divanlar: Nesimi, Fuzuli, Seyyid Nizam, Sadi, Kameri (Şemseddin: 1972: 24).

Seyit Şemsettin makalesinin beşinci bölümünde “Akîdetü’ş-Şebek” başlığı altında şu konulara yer vermekte ve burada ele aldığı konuların bir kısmını da “Buyruk”tan aktarmaktadır. Buyruk’tan aktardığı bölümlere gelince:

“Allahu azimuşşanın kuluyum,

Adem safiyullahın nesliyim,

İbrahim Halilullah milletindenim,

Dinimiz İslam,

Kitabımız Kur’an,

Kıblemiz Kabe,

Muhammed ümmetindenim,

Şah-ı Merdan Murteza Ali’nin bendesiyim güruh-u naciyim,

İmam Caferü’s-Sadık mezhebindenim,

Allahu ekber la ilahe illallahu vallahu ekber Allahu ekber ve lillahi’l-hamd”.

Bundan sonra yukarıda sayılan her bir husus için ayet ve hadislerden delil getirerek yeniden aktarmaktadır. Sonunda da: “İşte bu Şebek akidesinin erkanıdır ki Buyruk’ta bu şekilde yazılıdır” cümlesiyle tamamlamaktadır.

Cuma Gecesi:

Cuma gecesinde yani akşam namazından sonra bütün Şebekler tekkede toplanırlar ve halka şeklinde yüz yüze otururlar. Pir, oturumu Kur’an’dan bazı ayetler okuyarak açar, daha sonra hadis-i nebevi okur, ardından dua ile tamamlar. Duadan sonra da zikir ve tespih başlar, fatiha ile sonlandırılır.

İkrar:

Şebeklerden bir tanesi bir günah işlerse tekkede pirin huzurunda günahını itiraf eder ve ne ceza varsa ona razı olduğunu söyler. Hata eden kişi pirin önüne gelir ve şöyle der: “Allah eyvallah, ey pirim benim bir günahım var, şer’i garra-i Muhammedi ile bana ceza ver.”

Pir de ona şöyle der: “Buyur otur!” Daha sonra pir onun anlattığı günahı ve onun günahına karşılık tahakkuk eden ve onun da istediği cezayı hükmeder. Artık ona kefaretini yerine getirmek farz olur.

Doğum:

Şebeklerden bir çocuk dünyaya geldiğinde, doğumundan bir hafta sonra çocuğu pirin yanına getirirler, pir kulağına ezan okur ve ismini söyler. Çocuklara daha çok on iki imamlar ve onların isimleri verilir.

Ölüm:

Şebeklerden birisi vefat ettiği zaman, Pir ölünün bulunduğu eve gelir. Cenazenin yıkanması, kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınması işlerini yürütür. Orada gülbanklar okur. Üç gün boyunca taziye sürer ve fatiha okunur (Seyit Şemsettin, 1972a: 12).

Seyit Şemsettin makalesinin altıncı bölümünde Evlilik ve boşanma konusuna yer vermektedir. Evliliğin dini boyutu ile geleneksel olarak uygulanan kısmını birbirinden ayırt ederek Türkmenler arasında yapılan evlilik adetlerini kısaca anlatmaktadır. Ardından Seyitlerle taliplerin birbirleriyle evlenemeyeceklerini çünkü onların birbirlerinin kardeşlerini olduğunu buna izin olmadığını yazmaktadır. Son olarak da Şebekler arasında boşanmanın olmadığıyla bu konuyu bitirmektedir. Sonra Şebeklerde sünnet, Şebeklerin özellikleri ve dilleriyle bu bölümü tamamlamaktadır (Seyit Şemsettin, 1973: 6-7)

Seyit Şemsettin’in Kardeşlik Dergisinde seri halinde yayınladığı makalesinin son bölümü genel bir değerlendirmeyle tamamlanmaktadır (Seyit Şemsettin, 1973a: 5).

Musul ve Çevresindeki Alevilerden Şebekler ve Ellerinde Bulunan Buyruk

Alevilik tartışmalarının sürdürüldüğü konulardan bir tanesi de yazılı kaynaklarının olup olmadığı etrafında gerçekleşmektedir. Bu çerçevede Alevi toplulukların hemen tamamında kendi aralarında okuyup ezberledikleri, nadir de olsa nüshalarını korudukları eserler vardır. Bunlardan bir tanesi de Buyruk adı verilen Menakıb-ı Şeyh Safi veya Behcetü’l-Esrar.

Irak’ta yaşayan Ehlihaklara gelince Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye olmak üzere büyük şehirler ve özellikle bu şehirlerin çevrelerindeki büyük yerleşim yerlerinde ve köylerde yaşamaktadırlar. Irak’ta Alevi Bektaşiler, Kakai, Ehlihaklar, Aliilahi, Şebek, Sarli, Mevali, Bacvan ve Kızılbaş ismiyle anılmaktadır. Aşiretler ve erkânları itibariyle birbirlerinden farklılık göstermektedirler. Bu farklılıklar isimlendirmeye de yansımaktadır. Aşiret adlarıyla bağlı bulundukları soy ve erkan adları burada birbirine karışmaktadır. Bu bakımdan da Ehlihaklar arasında yürütülen erkan ile kırklar cemi erkanı topluluklar erkan itibariyle Türkiye’deki erkana benzemektedir. Bu bakımdan da Kızılbaş ve Bektaşi olanlar arasında Şeyh Safi ve Hacı Bektaş yine Türkiye’deki gibi anılmaktadır. Bundan dolayı da Şeyh Safi Menakıbı veya Şeyh Safı Buyruğu Irak’taki topluluklardan kırklar cemi sürdürenler arasında bulunmaktadır.

Irak’ta yaşayan bu topluluklar hakkında daha önceki yıllarda Abbas Azzavi, Kakailer hakkında yayınladığı eserinde Kakailerin kitaplarına yer vermektedir. Azzavi, kitabının ilgili bu bölümünde “Buyruk” başlığı altında ve 90-92 sayfalarında Menakıb-ı Şeyh Safi olarak “Kızılbaşlar ve Kakailer” başlığı altında bahsetmektedir. Bir sonraki başlıkta Kakailer ve Şebeklerden bahsederken de yine Menakıb’a yer verir.

Azzavi (1949: 95), Şebeklerin inanç, ibadet ve erkanları itibariyle Kızılbaşlara yakın olduklarını dile getirirken bunu daha çok Şebeklerin kutsal bahsettikleri Buyrukla ilişkilendirmektedir. Çünkü onların tarikatı, Tarikat-ı Şeyh Safî yahut onların kendi ifadeleriyle Şeyh Safî ve kitapları aynı kitaptır ve Şeyh Safî’nin menkıbelerinden söz eden ve Kızılbaşların kitabı olan Buyruk adlı kitap, onlar arasında çok tutulan, itibar edilen bir kitaptır.”

Azzavi (1949: 99) “Okumayı bilen şeyhleri, onlara, Şeyh Safiyüddin Erdebili’nin menkıbelerinden bahseden Menakıb adlı Türkçe eserde bulunan Buyruk’u okurlar. Onlarda bu eserden üç ya da dört nüshadan fazla yoktur.”

Buyruk, Muhammed Hamid Sarraf’ın Şebekleri konu alan eserinde yer almaktadır. Eserin, 144-191 sayfaları arasında Arap harfleriyle Türkçe’si yer alırken, aynı eserin 192-217 sayfaları arasında da Arapça çevirisi bulunmaktadır. Bu buyruk, Musul ve çevresinde yaşayan Alevilerin elinde bulunan nüshadan istinsah edilmiştir. Doğrusu eser iki bölümdür. Birinci bölüm Şeyh Safi ve oğlu Şeyh Sadrettin arasındaki diyaloglara dayanmakta; ikinci bölüm ise merasimlerde okunan gülbang, deyiş ve nefeslerden oluşmaktadır. Yine yazar bu toplulukların büyük bir kısmının Şeyh Safi Menakıbı veya Buyruk adı verdikleri bu eserleri kutsal kabul ettiklerini ve okuduklarını belirtmektedir.

Buyruğun bu nüshası, yazar Sarraf’ın yakın dostu Sadık Kamnuna tarafından kendisine verilmiş ve yine onun verdiği bilgiye göre yazmanın bir başka orijinal kopya nüshası da Irak Müze Kütüphanesi Türkçe yazmaları 14760/1 numarada bulunmaktadır. Yine başka bir nüsha da Şakir Sabir Zabit isimli Kerküklü araştırmacı yazarın özel kütüphanesinde bulunmaktadır. (Moosa: 1988: 153-162).

Musul’da yapmış olduğumuz alan araştırması boyunca Şebeklerin ellerinde Buyruk bulunup bulunmadığı konusunda da sorular sordum. Verilen cevaplar arasında Buyruk var ama kimin elinde olduğuna dair net bir bilgiye ulaşamadım. Fakat daha sonraki bir dönemde araştırıp tespit ettiklerinde buyruğun kopya bir nüshasını verebileceklerini de öğrendim. Ayrıca Irak Milli Müzesindeki Buyruk nüshası için dostlarımız yardımıyla yaptığımız incelemede de Amerika’nın Irak’a girmesinden sonra yağmalanan kütüphanenin kaybolan eserleri arasında bu buyruğunda olduğunu öğrendik.

Şebeklerin Yerleşim Yerleri

Şebekler, Irak’ın en büyük kentlerinden Musul ve çevresinde yaşamaktadırlar. Bu büyük kentin merkez ve çevresinde önemli nüfusa sahip yerleşim yerlerinde yaşayan Şebekler, farklı isimlendirmelerle diğer topluluklarla karıştırılmaktadırlar.

Türkiye’de genel anlamda Al-i Haklar ve bu başlık altında değerlendirilen topluluklar hakkında yayınlanmış eser yoktur. Bu topluluklarla Türkiye’de yaşayan topluluklar arasındaki bağlantı ve ilişkilerin ne kadar olduğuna dair kaynak da bulunmamaktadır..

Azzavi’nin (1949: 96 -98) verdiği liste ise şu şekildedir:

Ali Reş, Minare Şebek, Kibirli, Deraviş, Tahrave Şebek, Başbîşe, Tîz Harab Kebir, Haznetepe, Karatepe Şebek, Karatepe Arab, Yenice, Tîz Harab Sağır, Harabe Sultane, Bedene Kebir, Ba-Sahra, Şeyh Emir, Ba’vize;

Çoğunluğunu Şebeklerin Oluşturduğu Köyler:

Topzave Şebek, üçte bir nüfusu Şebek olup diğer üçte biri de Bacvan’dır. Köy, seksen haneden oluşmaktadır.

Bazivaye, yarıya yakını Şebek olup geriye kalanı Cahş Arapları ve Kürtler’den oluşmaktadır. Yaklaşık, altmış hanedir.

Ebu Cerbûa, çoğunluğunu Şebekler teşkil etmektedir. Bunların dışında, Ehl-i Sünnet olan Davude de vardır. Köy, yüz on hanedir.

Bî’r-i Halan, az sayıda Raşid Arapları vardır.

Cîlo Han, İclo Han da denir. Yarısı Şebek olup geriye kalanı Bacıvan’dır. Kırk hanedir.

Orta Harap, köy, yüz elli hane olup elli hanesi Bacıvan’dır.

Ömürkan (Ömürgan), az sayıda Bacıvan ve Şii Türkmen vardır. Köy, seksen hanedir.

Lek, Bacıvan ve Sünniler vardır ve köy otuz hanedir.

Telyare, Sünniler, Şebekler’den çok olup, köy seksen hanedir.

Toprak Ziyaret, yukarıdaki köy ile aynıdır.

Baz Kürdan, çoğunluğunu Şebekler, geriye kalanını Bacvanlar oluşturur.

Kehrîz, Belvat, Tel Amûd, Tercile, Karaşor, Cedide, Bisatlı

Bu köylerin çoğunluğu Şebek olup geriye kalanları karışıktır.

Şebeklerin azınlık olarak bulundukları köyler şunlardır:

Kökceli, iki yüz hane Bacvan olup az sayıda Şebek ve Sünni vardır.

Kör Gariban, otuz beş hane kadar olup çoğunluğu Şebek ve Sünnilerden oluşmaktadır. Bunlar, seksen sene kadar önce, Cehîş Araplarından iken sonradan bazıları Şebek olanlardır.

Arpacı, bu köyde dört-beş civarında Şebek aile vardır.

Ömer Kapıcı, köyde yaklaşık beş ev şebeklerden gerisi Sünni’dir.

Zehra Hatûn, yarısından azı Şebektir.

Cinci, köy on beş hane olup bir iki Şebek aile vardır.

Sarraf’a göre Musul ve çevresindeki köylerin listesi:

Köy Adı Dili: Aşireti

Kadiye Türkçe Şebek Türkmen

(Kadiye (Kadıköy); bu köy hakkında daha fazla bilgi için bakınız (Reşidiyeli, 1968: 16-17)

Karakoyunlu ülya Türkçe Şebek Türkmen

Şerihan Türkçe Şebek Türkmen

Yabinit Türkçe Şebek Türkmen

Yarımca Arapça Bacivayye/Şebek

Kasfahra Arapça Arap

Şemsiyat Arapça Arap

es-Selamiye Türkçe Şebek Türkmen

Telakub Arapça Arap sadet

Karadağ Türkçe Şebek Türkmen

Kibirli Kürtçe Şebek/Kürtçe Sarli/Türkçe

Bedene Kebir Kürtçe Şebek

Bedene Sağir Kürtçe Şebek

Hızır Arapça Arap Delim

Besatili Kebir Arapça Şebek

Besatili Sağir Arapça Şebek

Birhalan Arapça Arap er-Raşid

Ömerkan Türkçe Şebek Türkmen

Ali Reş Kürdi Türkçe Şebek Bacvan

Mağara Türkçe Şebek

Tahrava Türkçe Şebek

Haznetepe Türkçe Şebek

Bazvaya Türkçe Şebek ve Bacvan

Topzava Türkçe Şebek ve Bacvan

Ebu Cer Buğa Türkçe Şebek ve Bacvan

ed-Daraviş Türkçe Şebek ve Bacvan

Tilyara Türkçe Bacvan ve Şebek

Baybuh Türkçe Bacvan ve Şebek

Ortaharap Türkçe Bacvan ve Şebek

Abbasiye Türkçe Şebek Bacvan

Hastaabad Türkçe Şebek Bacvan

Küre-yi garbiyan Türkçe Şebek /Şebek Bacvan

Karatepe Arap Türkçe Şebek /Şebek Bacvan

Karatepe Şebek Türkçe Şebek /Şebek Bacvan

Edmonds’un (1967: 87) Şebek köylerine ilişkin listesi:

Daraviş, Goraghariban, Gogçeli, Bashbitan, Qara Tapa Arab, Bisatli Mazin, Bisatli Pichuk Abu Jarwan, Topzawa, Tayrawa, Minara Shabak Kiretakh , Qara Taya, Bazwaya, Bazgirtan, Alirash, Salamiyya.

Seyit Şemsettin Abbas’a Göre Şebek Köylerinin Listesi:

Abbasiye, Ali Beg, Arpacı, Babi Niye, Basahre, Başika, Baviza, Bazvaya, Baybuğ, Tedn, Bılavat, Besan, Bestali, Celevhan, Cinci, Dervişler, Fazıliye, Gökçeli, Arap Sultan, Haznebend, Haznetepe, Hızır İlyas, Karakoyun, Karaşor, Karatepe, Karatepe Şebek, Karayatak, Kadıköy, Kehriz, Kibarlı, Körgariban, Minare Şebek, Meşrefe, Ömer Kan, Ömer Kapıcı, Seyitler, Selamiye, Şemsiyat, Şeyh Emir, Şerihan, Tilyare, Tercille, Tez Harap, Tobzava, Toprak Ziyaret, Yarımca, Yengi Bisatlı, Yunus Peygamber, Zehra Hatun.

Şebeklerin Karışık Oturdukları Köyler:

Tobzava Şebek, Biir Hıllan, Cilo Han, Orta Harab, Ömer Han, Allık, Tilyare, Karaşor, Tercile, Bilvat Kehriz, Cedide Bisatli, Tel Akub, Yarımca, Cinci.

Şebeklerin Nüfuslarının Az Olduğu Köyler:

Gökçeli, Arapçı, Ömer Kaycı, Zehra Hatun, Cinci, Kaziye, Karakoyunlu Ulya, Şerihan, Hızır Köy, Yabnit, Yarımca, Selamiye, Karayatah, Büyük Bende, Küçük Bende, Büyük Bisatli, Küçük Bisatli, Tahrava, Baybuğ, Orta Harab, Abbasiye, Haste Abad, Karatepe Şebek, Karatepe Arap.

Sonuç

Musul ve çevresinde yaşayan Şebekler, Ehlihaklar arasında kabul edilmesine rağmen erkanları kırklar cemine dahildir. Bunun için de Türkiye’deki Alevi Bektaşi topluluklarının bir parçası olarak kabul edilmelidir. Kaldı ki son otuz yıla kadar da Şebek seyitleri Diyarbakır’da bulunan seyitlerle olan akrabalık bağlarını korumuş ve sürdürmüşlerdi.

Musul çevresinde beş adet seyit bulunmaktadır. Kırklar cemi süren Şebekler ve diğer Alevi Bektaşi toplulukların hizmetini yürüten Pirlerin bağlı bulunduğu Pir-i piran bulunmaktadır. Pirler belirli bir yaşa geldikten sonra yaklaşık kırklı yaşlarından sonra dünya işlerinden tamamen el çekmektedirler. Başlarına yeşil bir sarık sarmakta ve sakallarını uzatmaktadırlar. Her Perşembe akşamı cem yapılmaktadır. Cemlerde mum uyandırılmakta, ceme gelen sofuların börk ve kuşak bağlamaları şart koşulmaktadır. Şebek topluluğu içerisinde ikrar almayan hiçbir kimse bu cemlere dahil edilmemektedir. Cemlerde Nesimi, Fuzuli, Virani, Yemini, Kul Himmet, Pir Sultan Abdal, Seyit Nizamoğlu’nun deyişleri okunmaktadır. Cem hizmetleri ve zikr Türkiye cemlerinin aynısıdır.

Şebekler, Şeyh Safi Buyruğunu ellerinde bulundurmaktadırlar. Birden fazla nüshasını korurlarken, bunu grubun üyesi olmayanlarla paylaşmamaktadırlar. Yayınlanan Buyruğa bakılırsa yine Şebeklerin Türkiye’deki Alevi Bektaşilerle aynı kökenden geldikleri açıktır.

Şebeklerin Irak bölgesine Safeviler sonrasında geldiğine dair bilgilerin de yeniden gözden geçirilmesini gerektirecek bilgiler Osmanlı Arşiv Belgelerinde bulunmaktadır. Çünkü XVI. Yüzyılda kayıtları tutulan Tapu Tahrir Defterleri incelendiğinde Şebeklerin bu coğrafyada daha eski tarihten itibaren oldukları görülür.

Şebek şeklinde isimlendirilen toplulukların aşiret konfederasyonu olduğu içerisinde birçok dilin ve etnik grubun bulunduğunu söylemek mümkündür. Bu toplulukları bir arada tutun unsur onların Alevi Bektaşi oluşlarıdır. Etnik tartışmalarda Şebek konfederasyonundaki toplulukların her birine ait köken arayışı görmek mümkündür.

Şebekler uzun süreden beri ya Sünnileşmekte ya da Şiileşmektedir. Günümüzde Sünnilik ve Şiilik kıskacı arasında kalıyorlar. Bu kıskaca Irak’ın siyasi istikrarsızlığı da eklenince birçok bombalı ve faili meçhul saldırılara maruz kalmaktadırlar. Son günlerde birçok Şebek köylerinde patlayan bombaların habercisi, daha önceden Musul merkezde oturan Şebeklerin silahlı saldırılarla öldürülmeleri olmuştur. Bu saldırılar üzerine köylerine geri dönen Şebekler, bu defada köylerdeki evlerinin bombalanmasıyla karşı karşıya kalmışlar.

Kaynaklar

ABUD, Züheyr Kazım (2006), Eş-Şebek fi’l-Irak, Süleymaniye, Daru Serdem.

AZZAVİ, Abbas (1949): Kakaiyye fi’t-Tarih, Bağdat, Şirketü’l-Ticaret ve’l-Tabaatü’l-Mahdude.

BAYATLI, Nilüfer (1999): XVI. Yüzyılda Musul Eyaleti, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları.

BRUİNESSEN, Martin Van (2001): “Kuzey Irak’ta Bir Kızılbaş Toplumu: Şabak”, Kürtlük, Türklük, Alevilik, Çeviren Hakan Yurdakul, İstanbul, İletişim Yayınları, ss. 131-138

EDMONDS, C. J. (1967): A Pilgrimage To Lalish, London, The Royal Asiatic Society of Great Britain and Ireland Pres.

GULAMİ, Abdulmunim (1950): Bekaya’l-Firaki’l-Batıniyye fi Livai’l-Musul, Musul, Mektebetü’l-Emel.

GÜNDÜZ, Ahmet (2003): Osmanlı İdaresinde Musul, Elazığ, Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Yayınları.

HAYYUN, Reşid (2007): El-Edyan ve’l-Mezahib Bi’l-Irak, Köln, Menşuratu’l-Cemel.

HÜRMÜZLÜ Habib ve Ekrem Pamukçu (2005): Irak’ta Türkmen Boy ve Oymakları, Ankara, Global Strateji Enstitüsü.

HÜRMÜZLÜ, Erşat (2005): Irak’ta Türkmen Gerçeği, İstanbul, Kerkük Vakfı Yayınları.

KIREMLİ, Anastas Mari (1902): “Tefkehetü’l-İzhan fi Tarifi Selasete Edyan”, Meşrık, Aded 5, ss. 577-582

MİNORSKY, Viladimir (1997): “Şebek”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 11, Eskişehir, Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi, ss. 371-372.

MOOSA, Matti (1987), Extremist Shiites The Ghulat Sects, New York, Syracuse University Pres.

MUSUL – KERKÜK İLE İLGİLİ ARŞİV BELGELERİ 1525-1919 (1993): Ankara, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü.

REŞİDİYELİ, Ahmet Halil (1968): “Kadıköyü- Kadiye”, Kardaşlık, Sayı 1-2, Cilt 8, ss. 16-17.

SAATÇİ, Suphi (2003): Tarihten Günümüze Irak Türkmenleri, İstanbul: Ötüken

SARRAF, Ahmed Hamid (1954): Eş-Şebek min Firaki’l-Gulati fi’l-Irak, Bağdat, Matbaatü’l-Maarif.

SARRAF, Ahmed Hamid (1970): “Mine’l-Aşairi’t-Türkmaniyye fi’l-Irak: Şebek”, Kardaşlık, 10. Cilt, 3. Sayı, ss. 9-10.

SASANİ, Han Melik, (2006): Payitahtın Son Yıllarında Bir Sefir, Çeviren Hakkı Uygur, İstanbul, Klasik Yayınları.

ŞEBEK (1921): Muktataf, Aded 59, ss. 230-232.

ŞEYBİ, Mustafa Kamil (1967): Et-Tarikatü’l-Safeviyye ve Revasibuha fi’l-Irakı’l-Muasır, Bağdat, Mektebetü’l-Nahda.

SEYİT ŞEMSETTİN SEYİT ABBAS, (1971): “Dirasetü ani’ş-Şebek”, Kardeşlik, Cilt 11, Sayı 1-2, s. 6-7.

SEYİT ŞEMSETTİN SEYİT ABBAS, (1971a): “Dirasetü ani’ş-Şebek”, Kardeşlik, Cilt 11, Sayı 3-4, s. 6-7.

SEYİT ŞEMSETTİN SEYİT ABBAS, (1971b): “Dirasetü ani’ş-Şebek”, Kardeşlik, Cilt 11, Sayı 5, s. 4-5.

SEYİT ŞEMSETTİN SEYİT ABBAS, (1972): “Dirasetü ani’ş-Şebek”, Kardeşlik, Cilt 12, Sayı 1-2, s. 4-5/24.

SEYİT ŞEMSETTİN SEYİT ABBAS, (1972a): “Dirasetü ani’ş-Şebek”, Kardeşlik, Cilt 12, Sayı 3-4, s. 12.

SEYİT ŞEMSETTİN SEYİT ABBAS, (1973): “Dirasetü ani’ş-Şebek”, Kardeşlik, Cilt 13, Sayı 3-4, s. 7.

SEYİT ŞEMSETTİN SEYİT ABBAS, (1971): “Dirasetü ani’ş-Şebek”, Kardeşlik, Cilt 13, Sayı 12, s. 5.

SYKES, Mark (1908): “The Kurdish Tribes of The Ottoman Empire”, The Journal of the Royal Anthropological Isntitute of Great Britain and Ireland, Vol 38, pp. 451-486.

TAİ, Kemalettin (1998), “Kuzey Irak’ta İnanç Toplulukları ve Bunların Anadolu Halk İnançlarıyla İlişkileri”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Dergisi, Çeviren Beyan Otrakçı Özata, Sayı 6, ss. 145-

TERZİBAŞI, Ata (1955): “Şebekler”, Türk Dili Aylık Dergi, Sayı 47, Cilt IV, ss. 689-690.

VİNOGRADOV, Amal (1974): “Ethnicity, Cultural Discontinuity and Power Brokers in Northern Iraq: The Case of teh Shabak”, American Ethnologist, Vol. 1, No. 1. (Feb., 1974), pp. 207-218.

ZEYNEL, Ali (2004): Kakaiyye Hareketi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.



Yorum Yapın