16.02.11 16:04 zaman: 7 yrs

Alevilik'te Hızır ve Hızır Orucu

 

15.02.2011, İsmail Saçlı DEDE (Baba Mansur Ocagı)

Alevilik'te Hızır

Hızır, bugün oldukça geniş bir coğrafyada dara düşenlerin, ezilenlerin, karda tipiye tutulanların, denizde boğulmak üzere olanların, işkence görenlerin, hastaların, fakirlerin, “yetiş imdadıma ya Hızır” diyerek çağırdıkları ortak bir isimdir. Ölümsüz olduğu bilinir.

Hızır; Alevilere göre, kimi zaman bir melek, kimi zaman kurtarıcı ve yaratıcıdır. Alevi kızılbaşlar misafiri Hızır’la, Hızır’ı da Hz. Ali ile özdeşleştirmişlerdir. Alevi Kızılbaşlar. Hızır, Nebî’dir, (yani peygamberdir) Hızır, Şâh-ı Merdan Ali’dir. Ya da Hz. Ali’nin insanlara anında yardımcı olması için gönderdiği yanıbaşımızdaki temsilcisidir.

Hızır Kültü’nün izlerini Nuh Tufanı’nda, Tevrat’ta, Kur’an’da, Hz. Ali’nin kabrinin bulunduğu Necef’te, Hz. Hüseyin’in şehid olduğu Kerbelâ’da bulmak mümkündür. Yakın tarihimizde orta Asya’da Ahmet Yesevi’de, Anadolu’da da Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa, Şah Kulu, Seyyit Battal Gazi, Hamza Baba, Pir Sultan Abdal ve Dersim’deki Düzgün Baba’da olduğu gibi Alevilerin ziyaret yerleri ve önderleri bünyeside yaşatıldığını biliyoruz.

Bu arada Hızır inancının Dersim’den 400 yıl önce göç edenler aracılığıyla Arnavutluk’a oradan da Makedonya’nın Tetova kenti’nde bulunan Harbâti baba’ya kadar taşıdığını, gelenek ve görenekleriyle balkanlar’da yaşatılmakta olduğunu bilmekte fayda vardır. Türkiye’den 1960’lı yıllar’da işgücü olarak başta Almanya olmak üzere, Avrupa ülkelerine gönderilen Aleviler aracılığıyla Hızır’ın Avrupa’ya ve hâttâ Amerika’ya taşındığını da yaşamaktayız. Bugün Avrupa’da doğup büyümekte olan Alevi çocukları Hızır’ı yaşadıkları ülkenin dili ile anlatıyor ve yorumluyorlar. Artık “Hızır bana yardım et” yerine “Hızır hilft mir” demektedirler.

Takdir edilir ki, “Hızır” adı, somuttan soyuta geçildiğinde; koruyucu, kurtarıcı, yaratıcı, yardımcı kimliği nedeniyle; yarı insan, yarı melek, yarı peygamber simgesi olarak karşımıza çıkabiliyor.

Hızır, toplumsal yaşamda adalet ve güvencenin de sembolü olmuştur. Haksızlığa uğrayanları “Hızır belanı - cezanı - versin” dediklerini ve burada haksızlığa uğrayanların Hızır’a sığındıklarını görüyoruz.

Hızır Anadolu insanı için her zaman doğru, çalışkan, her yerde hazır – nazır, adaletli, yardımsever, dar günde imdada anında yetişen, Bilge, Ulu, Evliya veya Derviş’tir.

Öte yandan Hızır’ın yaşadığı dönemle ilgili olarak çeşitli düşünceler bulunmaktadır. Ancak, Hızır’ın Hz. İbrahim döneminde yaşadığı Babil’den göç ettiği tezleri ile birlikte, Süleyman peygamber döneminde de yaşadığını iddia edenler bulunmaktadır. Ancak, üzerinde ciddiyetle durulan iddialardan biri de Hızır’ın Hz. Musa’dan çok önce, iran hükümdarı Efridûn döneminde yaşadığı ve Zü’l-Karneyn’in öncü kuvvetlerini yönettiğidir. Bir başka iddia ise, kitabın ileriki sayfalarında değineceğimiz ve Hızır’ın Hz. Musa döneminde yaşadığını anlatan bir görüşmedir.

Hızır’a verilen değeri Fakir Ednâ şu sözlerle dile getirir:

Çok günah işledim senin katında

Eriş Şâh-ı Merdan sen imdad eyle

Kul daralmayınca Hızır yetişmez

Yetiş Hızır Nebî sen imdat eyle

Türkiye’de ki Aleviler tarafından cemlerde seslendirilen beyitlerde, Hızır’ın bir başka adının da Behrûz olarak dile getirildiği görülmektedir. Yine aynı beyitlerde adı Behrûz olan Hızır’ın Süryanice konuştuğu vurgulanmaktadır. Tanrı tarafından insanlara yardım etmek için görevlendirilmiştir. Kudüs’te oturduğuna inanılan Hızır, istediği anda istediği yerde görülebilir.

Aşağıda Hızır’ hem Şâh-ı Merdan Ali olarak gören, hem de diğer adının Behrûz ve dilinin de Süryanice olduğunu vurgulayan Şükrü Metin Baba’nın beş kıtadan oluşan bir nefesini aktararak, konuya açıklık getirmeye çalışacağız.

Şâh-ı Merdan Ali

Zulmet deryasını nur edip gelen

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

Gariban mazlumun halini bilen

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

 

Bir anda cevelan eder cihanı

Kalbi saf olanın dest ü damanı

Bir ismi Behrûz’dur lisanı Süryani

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

 

Merdi meydan eylemektir iyi er

Gafil olma kardeş çerağın söner

Her gördüğün Hızır bilmektir hüner

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

 

Ehl-i iman eyler ikrar sebatı

Kendinde seyr eder sıfatı zatı

Hızır ile içen Ab-ı Hayat’ı

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

 

Şükrü Metin baba bu demden içer

Sâk-i kevser’le Sırât’ı geçer

Hızır’ı ademde arayıp seçer

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

 

[ Şükrü Metin Baba ]

 

 

Hızır Orucu

 

Hızır Orucu Anadolu’da bölgelere göre farklı olarak tutulmaktadır. Örneğin Tunceli (Dersim)’de yaşamakta olanlar, ocak ayının son haftası oruç tutmaya başlarlar. Ve üç hafta üst üste üç gün (salı-çarşamba-perşembe günleri) tutarlar. Perşembe günü aynı zamanda Alevilerde kutsal ibadet günü olarak bilinir. Perşembe günü oruç açıldıktan sonra eğer, Pir gelmiş ise, aynı gün akşamı evde cem tutulur ve dualar edilir.

 

Hz. Ali divanında günlerle ilgili yapılan değerlendirmelerde perşembe günü ibadet günü olarak kabul edilmiş olup şunlar yazılmaktadır:

 

Penç-şenbîdir kazâ-yi hâcete

Kim o günde etti Hak emr-i duâ

 

“Perşembe gününde ihtiyaç sahiplerinin isteği yerine getirilir. Duâları işiten Cenâb-ı Hakk o günde arzu ve temennileri kabul ederek cevap verir.’’

 

Cuma günü içinde şunlar yazılmaktadır:

 

Cum’ ada hoş ola tezvic-i arûs

Dâhi lezzât-i ricâl ile nisâ’

 

 

“Evlilik, düğün yemekleri ve erkeklerle kadınların gerdeğe girmeleri cuma gününde olmaktadır. Bu tür işlerin böyle bir günde olması daha uygundur.”

 

Görüldüğü gibi perşembe günü bizzat Hz. Ali tarafından dua ve ibadet edilmesi için kutsal bir gün olarak kabul edilmiştir. Cuma günü ise, düğün ve eğlence günü olarak uygun görülmüştür.

 

Hızır orucu; köy köy, aşiret aşiret değişmektedir. Bunun iki ana nedeni/sebebi bulunmaktadır.

 

Birincisi; inanca göre Hızır’ın yaşlı olması nedeniyle yorulmaması içindir. Çünkü Hızır köy köy, ev ev dolaşarak küskünleri barıştırıyor. Zorda kalanların yardımına koşuyor.

 

İkincisi; Anadolu’da eskiden dedeler, pirler, rehberler, tüm taliplerini genellikle yürüyerek dolaşmak zorunda kaldıklarından tüm köylere, aşiretlere aynı gün veya hafta (oruç tutulan üç gün) ulaşmaları mümkün olmadığı içindir ki, Hızır Orucu yörelere göre değişmiştir. Çünkü, Hızır hangi köye, hangi eve giderse o köye uğur getirdiğine inanırlar.

 

Aleviler, kış günü olmasına rağmen Hızır Gölü’ne giderler. Bozat’ın ak köpükler arasında gölden çıkacağına inanırlar. Hızır Orucu boyunca Aleviler niyaz ve kurban keserek dua ederler. Cemler tutarlar. Hızır Gölü’nden getirilen su, evlere, insanlara, hayvanlara serpilerek uğur ve bereket getirmesi için dua ederler.

 

Anadoluda yaşayan Aleviler, sabah güneşi doğar doğmaz yakındaki taşa veya ağaca “Ya Hızır” diyerek niyaz ederler. Bunun anlamı, Hz. Ali şehit edildiğinde güneşe dönerek göğe yükselmiştir. Dersim / Tunceli bölgesinde Hak-Muhammed-Ali üçlemesi birlikte ifade edilir. Dua edilirken “Hak-Muhammed-Ali yardımcın olsun” derler. Burada Hakk’ın yerini Hızır almaktadır. Yani bir başka deyimle Hızır Tanrı’laştırılmaktadır.

 

Hızır Orucu gece yarısından itibaren hiç yememek üzere tutulur ve akşam güneş batıp gün kararmaya başlayıncaya kadar devam eder.

 

Hızır Orucu; Diyanet işleri bakanlığı tarafından ön görüldüğü gibi, saat ve dakikalara bağlı olarak tutulmaz.

 

Hızır, Aleviler arasında çok özel bir yere sahiptir. Çünkü o, fakirin yanında zalimin karşısındadır. Darda kalanların yanındadır. Ak sakallı, bembeyaz elbiseleriyle Bozat’ına binip diyar diyar dolaşarak insanları koruyan, kollayan, kurtaran ve hoşgörü ile sevgiyi harmanlayan Pir’dir. Bilge, ulu, evliya ve derviş gibi bir değil birden fazla kişiliğiyle insanlara doğru yolu gösteren manevi güçtür.

 

Buna göre Hızır orucu üç gün (salı-çarşamba-perşembe) tutulduktan sonra, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece evin hatunu (hanımı) tarafından (en yaşlısı-kâmili) genişçe bir tepsi içerisinde dibekte iyice kavrulmuş olan Orta Anadolu’da Köme veya Kömme, Doğu Anadolu’da ise Qawute veya Qawut (Kavut) olarak ifade edilen lokmanın üstü kapatılarak bir odaya konulur. İnanca göre perşembeyi cumaya bağlayan gece Hızır gelerek Qawute’ye bir iz veya işaret koyar. Daha sonra Qawute eğer kesilmişse kurban ile birlikte lokma olarak dağıtılır.

 

Hızır kurbanı, sıradan kurbanlar gibi değildir. Kurban edilecek hayvan en az iki üç ay öncesinden belirlenir. Bu süre içerisinde iyi beslenir. Tuzu, suyu ve yemi eksik edilmez. Kurban önce temizlenir. Kurban kesilirken, kanına kimsenin basmamasına dikkat edilir. Akan kan ya bir çukura akıtılır üst kapanır veya suyla kan yıkanarak, kan izi ortada bırakılmaz. Kesilen kurban etinden bir kısmı pişirilerek ev halkına paylaştırılır. Kalan büyük bir kısmıda kapı komşuya dağıtılır. Kurban kemikleri gelişi güzel çöpe atılmaz. Kurban kemikleri açılan bir çukura özenle yerleştirilerek üstü kapatılır. Bu işlemler bittikten sonra hazır bulunanlar bir birlerine niyaz olurlar.

 

Hakk’tır Allahım,

Muhammed mâhım

Ali’dir Şahım

Allah eyvallah!

 

Olfahr-ün nisâ,

Hatîce Kübrâ

Nûr-u Kibriyâ

Allah eyvallah!

 

Sepper-ü Şüpper,

Abidin server,

Bâkır-u Ca’fer

Allah eyvallah!

 

Mûsâ-yî Kâzım,

Rızâ İmâmın,

Takii’dir dâim

Allah eyvallah!

 

Nakii’dir İman,

Askerî’dir cân

Mehdî-i devrân

Allah eyvallah!

 

Çardeh-i ma’sûm,

Şehîd-i mazlûm,

Cümlesi ma’lum

Allah eyvallah!

 

Aşka bir cânım,

Sırr-ı Rahmânım,

Derde dermânım,

Allah eyvallah!

 

Kanber-ü Selmân,

Pir Balım Sultan,

Bunlara İhsan,

Allah eyvallah!

 

Yüzümüz yerde,

Elimiz erde,

Huzûr-u pîrde

Allah eyvallah!

 

Münîre kemter

Sizden ey server

İstediği Kevser

Allah eyvallah!

[ Münîre Bacı ]